Yurda her dönüşümde aynı karmaşık duygular kaplar beni. Daha havaalanında THY bankosu önünde başlayan ve uçakta Türkçe gazeteleri okurken devam eden bu karmaşık duygu yumağı; özlem, aidiyet, hayal kırıklığı, sevinç ve üzüntüden oluşur. Büyük şair Bayburtlu Zihni gelir aklıma. Dev jet motorları çalışır ve bizi gökyüzüne doğru havalandırırken; “Vardım ki yurdumdan ayağ göçülmüş”ü hatırlarım. “Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı camlar şikest olmuş meyler dökülmüş sakiler meclisten çekmiş ayağı” (Gençler için not: Kadehler kırılmış, içki dökülmüş). Hayatın her anında hüzünlenebilmek, sevinçten hüzne, hüzünden sevince bir anda geçebilmek yeteneğine sahip bir halkın ferdi olarak, bu ağıttaki ezik tavırdan zevk alırım. Ama bir yandan da düşünmeden edemem:Nedir bu?Eskilerin “makûs talih” dedikleri şey mi? Düş görürüz; neden bir hayra yoranımız çıkmaz? İş yaparız; neden bir derde merhem olmaz? Neden durmadan eğrilerle doğruları birbirine karıştırırız? Niye doğru sözleri eğri insanlar söyler de, doğru bildiğimiz insanlar eğride ısrar eder? Ve en önemlisi; niye durmadan birbirimizi yer dururuz? Şimdi yine tarihsel mevsimlerimizden, arada bir tutan illetli dönemlerimizden birine girdik: Her taşın altında vatan haini arama gayreti. Sık sık tekrarlayan bir huyumuzdur bu. Durup durup depreşir.

Uçak havalandığı zaman da eski bir dize gelir aklıma:Galiba Akif’tendir.“Ya merhametsiz olsaydım ya param olsa idi”.Ben de böyle düşünürüm: Bu memleket, bu halk ya bu kadar güzel, bu kadar sevilesi olmasa idi ya da her şey doğru düzgün gitseydi de ömrümüzde bir kez olsun rahat nefes alabilseydik. Macar ihtilalinden Türkiye’ye kaçmış ve burada epey acı çekmiş bir kimya profesörü vardı. Daha sonra İsveç’te önemli bir kürsü başkanı olmuştu. Derdi ki: “Türkiye vefasız bir sevgiliye benzer. Sana durmadan ihanet eder ama sen yine de onu delice sevmeye devam edersin!” İşte New York şehri dönüşü benim de halim bu. Ne olursa olsun, sevmeye devam!