Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'in Ala Arça devlet konukevleri içinde yer alan bir salondayız.

Orta Asya güneşi altında birer ateş tuğlasına dönmüş olan binalarda neredeyse soluk almak bile imkansız.

Salona elips biçiminde dizilmiş koltuklara oturmuş, Cumhurbaşkanı Askar Akaev'in konuşmasını dinliyoruz.

Akaev'in bir yanında Cengiz Aytmatov ve UNESCO Genel Direktörü Federico Mayor, öteki yanında Mihail Gorbaçov var.

Biraz hoş beşten sonra Akaev daktilo ile yazılmış bir tomar kağıdı eline alıyor ve başlıyor okumaya.

"Eyvah!" diyorum içimden. Çünkü Akaev'in elindeki tomar en az onbeş - yirmi sayfa.

Hepsini okumaya kalksa bir saatten fazla sürer.

Üstelik Rusça okuduğu metin bir de İngilizceye çevriliyor.

Oldu mu sana iki misli!

***

Akaev sıcağa ve konukların perişanlığına hiç aldırmadan, Sovyetlere özgü uzun konuşma geleneğine sonuna kadar sadık kalarak sayfaları birbiri ardına okumakta.

Yarım saat, bir saat...

Konuşma bitmiyor.

Salondaki herkesin, öğle yemeği sonrası geldikleri aşırı sıcak salonda gevşemeye başladığını görüyorum.

Herkesin içi geçiyor.

Yanımda oturan eski dostum Rüstem Hayırov'un (Gorbaçov'un danışmanı) resmen uyumaya başladığını farkediyoruz.

Genel Direktör Mayor bana işaret ediyor.

Rüstem'i dürterek uyandırıyorum.

Ne var ki bir süre sonra Mayor'un gözkapakları da kapanıyor. Silkinip kendine gelişinden ve mavi gözlerindeki ifadeden uykuya karşı müthiş bir çaba harcadığı belli.

Bir ara cebinden bir sakız çıkarıp çiğnemeye başlıyor. Sık sık iç cebinden çıkardığı kartlara notlar yazıyor.

Cengiz Aytmatov ve diğer konuklar da aynı durumda.

Kendimden hiç söz etmeyeyim daha iyi. Bir insanın göz kapaklarına tonlarca ağırlık nasıl birikir anlamak mümkün değil.

Salondakiler içinde bir tek kişi müthiş bir enerjiyle fıldır fıldır çevreyi süzüyor: Mihail Gorbaçov.

Ne bir yorgunluk belirtisi var, ne de uyku.

***

İki gün sonra Issık Göl ormanında dolaşırken bu toplantıyı hatırlatıp soruyorum: "Sayın Başkan, herkes uyuklarken, siz bu müthiş enerjiyi nereden buluyorsunuz."

Gorbaçov gülüyor: "Bir kişinin de uyanık kalması gerekir değil mi!" diyor ve ekliyor: "Bak sana bir anımı anlatayım. Devlet başkanı iken Kremlin'de çok gizli, stratejik bir toplantı yapmam gerekiyordu. Toplantıdan önce KGB beni uyararak, katılan uzmanlardan birisinin ajan olabileceğini bildirdi. Ama kim olduğunu bilmiyorlardı. İki saat sonra toplantıya ara verdim ve KGB'ye ajanın kim olduğunu bulduğumu söyledim. Şaşkınlıkla nereden anladığımı sordular. Çünkü dedim iki saat sonunda uyuklamayan bir tek o kalmıştı."

Gorbaçov bunu anlattıktan sonra kahkahayı patlatıyor.

***

Ala Arça'daki bir kokteylde Gorbaçov, Ülker, ben ve Rüstem Hayırov konuşurken, Rüstem Rus gazetelerinde okuduğu Çiller haberini aktarıyor ve Gorbaçov'a "Biliyor musunuz Çiller CIA ajanı olmakla suçlanıyor" diyor.

Gorbaçov'un tepkisi ilginç: "Canım ne olacak ben de KGB'ciydim."

Sonra yine canlı bir kahkaha!

***

Gorbaçov'un enerjisi ve içinden kaynaklanan güç göz kamaştırıcı.

Cengiz Aytmatov diyor ki; "Bu adama edilen hakaretler başka birisine edilseydi dayanamaz ölürdü. Ama Gorbaçov'un içi ak! Bu yüzden dayanıyor."