Engin Ardıç, geçenlerde yayınlanan “Gorbaçov’la Devrim Üstüne Konuşmalar” kitabım üzerine sorular soruyor ve ısrarla yanıtlamamı istiyor. Perestroyka ve glasnost konusundaki eleştirilerine cevap vermemi bekliyor. Ben, düşünce tartışmalarına karşı değilim, seve seve cevap veririm, hatta bundan zevk bile alırım. Son yıllarda hiç kimse ile “polemiğe girmeme” tavrım, Türk basınında fikirle ilgisi olmayan bir sürü “belden aşağı vuruş”la karşılaştığım içindir. Bu yaşta, böyle şeylerle uğraşmayı vakit kaybı olarak gördüğüm için cevap vermiyorum. Adam (ya da kadın) nasıl olsa düşman, “Allah bir!” desen küfür edecek. Niye boşu boşuna uğraşayım. Onun yerine kitaplarımı derler toplarım, beste yaparım, bir dostla konuşurum, film seyrederim daha iyi. Bu yüzden benim yazılarımda kimseye bulaşılmaz. Eğer bir meslektaşımdan söz edeceksem bu sadece övgü amaçlıdır. Türkiye gibi fikri ve ahlâki gelişmesi, ekonomik gelişmenin bile gerisinde olan ülkelerde okumuş yazmışlar sık sık kayıkçı kavgalarına tutuşurlar. Bunlardan halkın da dünyanın da haberi olmaz. Kim bilir şu anda Beytüşşebap’ın Oraklı köyünde ya da Sivrihisar’ın Kırçıl beldesinde kimler birbirini yiyor? Hiç haberiniz oluyor mu? Dünyadan bakıldığında bizdeki aydın kavgaları da bundan farklı değil, inanın değil. Ben karar verdim; birbirinin kanına ekmek doğrama telaşında olan Babıali yazarları arasına karışmayacağım. Bu yüzden iftiralara bile cevap vermiyorum. Ama Engin Ardıç’ın bana yönelttiği sorular bu düzeyde değil. Kişisel bel altı vuruşlarından çok, fikri bir tartışmayı gündeme getiriyor. Gorbaçov’la, ilgili sorular soruyor bana. Ne var ki ben, bu konudaki tavrımın kitapta belirtilmiş olduğu kanısındayım. Yazdığım önsözde, Sovyetler Birliği’nin yıkılış sürecini araştırdım. Eric Hobsbawm, John Kenneth Galbraith, Michael Hardt ve Antonio Negri’den alıntılar yaparak, dünyayı değiştiren bu olayı anlamaya çalıştım. Ve Gorbaçov’un haklı olup olmayacağını zamanın göstereceğini belirttikten sonra, kitabın sonunda şöyle dedim: “Ben, kitapta görüleceği gibi, Mihail Gorbaçov’un düşüncelerini aktarmakla yetindim sadece. Bundan, onun her dediğine katıldığım anlamı çıkmamalı. Kafamda soru işaretleri ve zaman zaman da itirazlar oluştuğunu saklamayacağım.” Bu kitap bir Gorbaçov savunması değil, bir tanıklıktır. Perestroyka ve glasnost süreçlerinin ne sorumlusuyum ben, ne de analisti. (Vakanüvise zeval olmaz!) Sadece Mihail Gorbaçov’la 17 yıl boyunca yaptığım görüşmeleri ve Sovyetler Birliği’ne ilişkin gözlemlerimi aktardığım bir kitap yazdım. Bu kitap bir tanıklıktır. Ama aslında her tanıklık bir taraf tutma sayılabilir derseniz, ona da şapka çıkarırım. Bunun nasıl bir “taraf tutma” olduğunu yarın tartışalım isterseniz. Çünkü yerim doldu.