Kamuoyunda bir coşku seziliyor. Seçimlerde bayraklarla, pop müzik parçalarıyla estirilen bayram havasının yarattığı sevinç, yerini iyi bir hükümet beklentisinin yarattığı coşkuya bıraktı. Sıcakkanlı Akdeniz uluslarında çok önemli bir boyuttur coşku. Mitolojide Apollon’un sakin serinkanlı ve irdeleyici aklına karşı Dionysos‘un bağbozumu törenlerinde doruklaşan coşkusu bir kutup oluşturur. Ve bizim gibi toplumlarda Dionysos kısa dönemde Apollon’un serinkanlı tutumunu alt eder. Ama sonsuza kadar sürecek bir Dionysos şenliği mümkün değil ki! Er geç ayaklar yere basıyor ve gündelik çıkarların ince buzlar üstünde atılan adımları tartılıyor. Çatlaklar ve tehlikeli, incelmiş buzlar ölçülüyor. Hükümet kurma çalışmaları bir Dionysos şenliği başladı. Demokrat ve çağdaş bir hükümet olan susuzluğumuz, Ankara’dan verilen her olumlu mesajı alkışlamamıza yol açtı. Sokaktaki insanın davranışını bile, geleneksel hırçınlığımızdan uzak, hoşgörülü bir uygarlık boyutu kazanmaya başladı. Her gün açıklanan “niyet mektupları“ ile coştuk, keyiflendik. Bu yüzden hükümetin çatısı konusundaki ilk kriz soğuk duş etkisi yaptı. Acaba boşuna mı umutlandık diye düşündü halk. Bu pürüz giderilince de sevinç ve umut geri geldi. Liderler “Bu bir kriz değildi” dediler. Zaten içinde bulunduğu durumu kriz olarak nitelendiren lider çok azdır. Mesela Gorbaçov, kriz sözcüğünü hiç sevmez. En güç anı bile “kriz öncesi durum” olarak değerlendirir. Hükümetin çatısı konusundaki “kriz öncesi durum” ilk uyarıydı. Doğaldır ki bu uyarılar artacak, sıklaşacak ve hükümetin iki kanadı arasındaki çatlamalar bütün yurtta kendini duyuracaktır. İkilem olması doğaldır. Çünkü bu ikilem hem eşyanın, hem de hükümetin tabiatında bulunmaktadır. Olaya büyük ortak DYP‘nin gözlüğünden bakarsak SHP ‘ ye verilmek istenen (ve galiba verilen ) rol Don Quijote ile Sancho Panza ilişkisine benzemektedir. Bildiğiniz gibi, Cervantes’in bu büyük klasiğinde Don Quijote büyük ideallerin ve gelecek düşlerinin peşinde koşar. Bu uzun boylu ince Şövalye, soyluluğun erdemlerini savunur, Dulcinea‘da somutlanan estetik değerleri özümser, ezilen yoksulların haklarına sahip çıkar ve şiir dolu büyülü bir dünyada yaşar. Şişman Sancho Panza ise gündelik ekmeği bulmanın, krizlerden ve tehlikelerden kurtulmanın ustasıdır. Alabildiğine gerçekçidir, kurnazdır, politikacıdır… Don Quijote bulutlarda uçarken, Panza’nın ayakları yerden hiç kesilmez. Biri insanlığı kurtarmanın düşüne kapılırken, öteki insanı doyurmayı düşünür.

Ankara’da kimi çevrelerin iddiası, DYP’nin ekonomiyi Milli Eğitimi ve bütün yürütmeyi elinde bulundurduğu ve SHP’yi bu konulara karıştırmayacağı. Bu ne kadar doğrudur bilemiyorum. Eğer gerçekleşirse hükümette Don Quijote ve Sancho Panza ikilemini göreceğiz demektir. Ama biz insan olarak da biraz böyle değil miyiz? Hepimiz gece yaptığımızda biraz Don Quijote kesilip yel değirmenlerine savaş açıyor, sabah kalktığımızda Sacho’luğumuzu hatırlayıp gündelik hesaplara dalmıyor muyuz?