Osmanlı dönemi boyunca bütün yazarlar kendilerinden ya “hakir” ya da “fakir” diye söz etmişlerdir. Cilt cilt kitaplar yazacak kadar yaratma ihtirasıyla dolu olan bu bilge kişiler, neden “ben” diyecek cesareti gösterememişlerdir acaba? “Ben” demeleri aslında 1. tekil şahıstır ve gerçeğin ta kendisidir. Ne var ki korkmuşlardır. Kendilerini aşağılamak bir paratoner gibi düşmanlıklardan korumuştur onları.
” Boyunuz kaç santim?” sorusu, dünyanın en basit sorularından biri gibi görünüyor değil mi? Bu sorunun cevabı, doğrudan ilişi kurulan ve her soruya düz cevap verilen kültürlerde çok kolaydır. Bu ülkelerde birisine “Boyun kaç?” diye sorsanız, hemen cevabını alırsınız. Türkiye gibi dolambaçlı kültürlere sahip ülkelerde ise böyle basit bir soruya bile cevap vermek ayıplanır. Boyunuzun uzunluğuna göre belki de vereceğiniz cevap, karşı tarafı rahatsız edecektir. Diyelim boyunuz 1.78m olsun. Bunu söylediğiniz anda, eğer karşınızdaki sizden kısaysa bunu kendisine bir hareket gibi algılayacaktır. Eğer sizden uzunsa gereksiz bir alçakgönüllülük gösterdiğinizi, aklınızda başka hesaplar olduğunu düşünecek, belki de onunla alay ettiğinize hükmedecektir. Türk terbiyesinde bu soru şöyle cevaplanmalıdır: “Efendim, Allah bu fakire, maşallah sizinki gibi mütenasip bir vücut ihsan eylememiş olmakla, bu noksanı telafi maksadıyla olsa gerek bir miktar-ı münasip boy vermiş. 1 metre 70 santim civarında bir şey efendim. Bu vesileyle en derin hürmetlerimi kabul buyurunuz.” Böyle konuşarak karşınızdakinin herhangi bir alınganlığa düşmesini ve sizi yanlış anlamasını önlemiş olursunuz. Türkiye’de düşmanlıktan kaçınmanın yolu budur. Eğer kazara zayıf ve güçlü yanlarınızı olduğu gibi açıklamak gibi bir huyunuz varsa yandınız demektir. Dürüst ve açık yürekler tepki görür. Çünkü “gerçek saygısı”nın her şeyin üstünde olduğu bir toplumda yaşamıyoruz. Doğrudan konuşmanın ayıplandığı bir “ima”lar geleneğine sahibiz. Siz bir şey ima edeceksiniz, karşınızdaki başka bir şey ima edecek ve böylece havada dolaşan imalar, hayatta karşılıklı duruşlarınızı belirleyecek.
Van Valisi Sadrazam’a bir yazı gönderecekmiş. Yazıyı bitirdikten sonra bir türlü imzayı koyamamış. Çünkü “köleniz” dese tatmin olmuyor, “kulunuz” dese yeteri kadar alçaldığını hissetmiyormuş. Epey düşündükten sonra yazıyı şöyle imzalamış: “Vali-yi Van B…unuz Numan.”
İşte 1215 yılında Magna Carta’yı oluşturmuş bir toplumla aramızdaki fark bu.
