Emeklilik ikramiyesini alıp köşeye çekilen bir Fransız memuru ne yapar? Eline geçen parayı bir bankaya koyar ve Fransız frangının o dönemde uygulanan tasarruf faizleriyle yetinerek yaşar gider. Bir İngiliz de aynı şeyi yapar, İtalyan da. Küçük tasarruflarını Deutsche Bank’a yatıran Alman da iç huzuruyla yaşar gider. Ama Türkiye’deki bir tasarrufçu bu kadar şanslı değildir. Küçük birikimini koruyabilmesi, fırtınalı bir denizde sandalı batırmamak için çırpınmaktan farklı değil. Parasını bankaya yatırması ve faizleri beklemesi, elindeki birikimi korumaya yetmiyor. Bu yüzden ev kadını, bakkal, kasap, öğrenci, memur, işçi bütün Türkler birer finans uzmanı kesildiler. Zavallılar gözleri dört açılmış durumda piyasa haberlerini, borsadaki iniş çıkışları, döviz kurlarını izliyorlar. Çünkü öyle acımasız bir dönme dolap sistemi kurulmuş ki bir anda güvendiğiniz dağlara kar yağıyor ve paralar el değiştiriyor. Bir bakıyorsunuz, ömür boyu biriktirdiğiniz para bir başkasının cebine girivermiş.

“Borsa yükseliyor” diyorlar. Halk borsaya hücum ediyor! Kim, neden yükseltiyor borsayı? Kim, “insider trading’ten yüz milyarlar götürüyor? Bu soruların cevabını veremeden”Borsa çöktü!sözü patlıyor. Zavallı halk panik içinde borsadan kaçmaya çabalıyor. Dolar ve marka yatırım yapmak istiyor ama onlar da öyle değişken ki; bazan enflasyonun çok altında kalıyor, kimi zaman da ani ataklarla müthiş prim yapıyor. Hazine bonosunun faizleri bir düşüyor, bir çıkıyor. Repolar allak bullak.

Bu durum bir tek şeyi kanıtlıyor: Birilerinin eli halkın cebinde. Ankara’da alınan kararlar, ekonomiyi hazan yaprağı gibi titretiyor. Bu kararları önceden sezen ya da öğrenenler ise her değişiklikte trilyonlar vuruyor. Sonra da bunun adına bankacılık, finans uzmanlığı ve ekonomik analiz diyorlar. Halk şaşkın durumda oradan oraya koşup dururken bir sabah uyanıyor ki elindeki para eriyip gitmiş. Bir ömrün birikimi pul olmuş.

Günlerdir düşünüyorum: Dünyada bizimki kadar manipüle edilen, kullanılan, çeşitli ayak oyunlarına getirilen ve sırtı tuştan kurtulmayan başka bir halk var mıdır acaba? Anayasa devleti koruyor! Ordu, kendisini erişilmez kılmış! Milletvekilleri dokunulmazlık zırhının arkasında! Holdingler, bankalar devlet koruması altında! Bütün yasalar, halka karşı devleti koruma amacına yönelik! İyi ama bu halkı kim koruyacak? Halkın sahibi kim? Emekli, işçi, küçük memur, küçük esnaf, topraksız köylü kime güvensin, kime sığınsın?