CHP ve DSP’nin bir seçim ittifakı yapması, her şeye rağmen olumlu bir gelişme.Gerçi CHP’nin aynı hafta içinde hem “sağa açılacağız” hem de “solda birlik yapacağız” demiş olması kafamı karıştırıyor ama olsun; yine de bu birliktelik görüntüsü önemli. Yalnız bu iş acaba sadece bir parti listesinden seçime girme biçiminde mi kalacak, yoksa gerçekten bir sol birlikteliğe dönüşebilecek mi? CHP-DSP iş birliği Türkiye’de eksik olan sol politikaları uygulayabilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Ama bu iş birliğinin gerçekten “sol” olabilmesi için iki davranışın hayata geçirilmesi gerekiyor. Birincisi, sol bir program hazırlamak; ezilen, sömürülen kitlelere umut verebilecek ve emeğin hakkını koruyabilecek, özgürlüklere sahip çıkacak, demokrasiyi yaşatabilecek gerçek bir sol parti haline gelebilmek. İkincisi ise solda birlik girişimini, bu ittifakın dışında kalan diğer partilere yayabilmek. Askeri darbeler solu tahrip ettiği için Türkiye tek kanatlı bir kuş gibi uçmaya çabalıyor ama bunu başaramıyor. Özellikle büyük kentlere göç eden ve oradaki zenginlikten pay almak isteyen yoksul kitleler, kendilerini temsil edecek bir sol parti bulamadıkları için, dinsel unsurlar kullanan partilere yöneliyor. AKP’nin yükselişini ancak gerçek bir sol program durdurabilir. Siyasetin dengeleri de böyle yerli yerine oturur. CHP-DSP seçim iş birliğini böyle bir umutla mı algılamalıyız yoksa oy kazanmaya yönelik bir makyaj olarak mı görmeliyiz? Tahmin edeceğimiz gibi gönlüm birinci olasılığın gerçekleşmesinden yana. Ama aklım bana başka sorular soruyor: Sağa açılma ve sağın önemli isimlerini transfer etme çabası ile gerçekten sol ve emekten yana program nasıl bir arada yaşayabilecek? Hangisi ağır basacak, daha doğrusu CHP’de böyle sol bir program hazırlama isteği var mı? Parti yoksullara, ezilenlere, gelir dağılımı adaletsizliği ile beli bükülenlere eğilecek mi, 301 gibi baskıcı maddelere karşı çıkacak mı, özgürlükleri ve demokrasiyi savunacak mı? Yoksa sadece bir vitrin değişikliği ile mi yetinecek? Eğer sol bir program hayata geçirilmezse, Zeki Sezer’in CHP merkezinde alkışlarla karşılanmasının, 2002 seçimleri öncesinde Kemal Derviş’in karşılanmasından fazla bir farkı kalmaz. Yani dükkân aynı dükkân olarak kalır ama vitrin değişir. Birinci yolu tercih etmelerini dilerim.
