Hande’yi sabah ayazında karşısına çıkan otobüsten çok daha önceleri toplum olarak parçalamamış mıydık? Cinsel çağrışımlı bir sürü cümle ve kadınlarla her zaman çarpık ilişkiler götürmüş yanlış erkek dünyasının şizofren imalarıyla, hırpalamamış mıydık Hande’yi? Şimdi bile bu üsluba yer vermek isteyenler yok mu?
İşte bunun için Hande‘ yi ve arkadaşlarını yazmayı birkaç gün geciktirdim. Öfkem çok büyüktü. Yazıyı sakatlayacak kadar büyüktü. O siyasi manevralar sırasında Hande Şevkat‘e şefkat gösterilmedi. Tam tersine bu genç kız ve saygıdeğer ailesi paramparça edildiler. Orta sınıf toplum değerlerinin parçaladığı insanlar benim de yüreğimi parçalıyor. Ve cevabını bir türlü bulamadığım bir soruyu yeniliyorum: Bize bütün toplumu ve insanları yargılama, mahkûm etme hakkını kim veriyor? Kamuoyu denilen o belirsiz kavram, ne hakla namusumuzun, politik düzenimizin, yurtseverliğimizin, kişisel ahlak anlayışımızın yargıcı, hatta celladı olabiliyor? Bu konularda tek başına medyayı suçlamayın. Medya biziz! Toplumumuzun iz düşümüdür medya. Aynadaki yüzümüzdür.
Yıllar önce Marmaris’te Lidya Otelinde tanımıştım Hande’yi. Resepsiyonda çalışıyor ve bir yaz otelinin kışın yaşadığı ıssızlık ve terk edilmişliğe gömülerek, zalim dünyadan, insanların acımasızlığından kaçıyordu. Kış aylarının Lidya Oteli, Hande’nin kendi kendisini bilinçli olarak gömdüğü bir orta çağ manastırı işlevini görüyordu.
Daha sonra Show TV ekranlarında çıktığı zaman yüzüne dikkatle bakardım. Genç bir fidanken kırılmış olmanın acısı var mıydı gözlerinde? İnsanlara hala güveniyor muydu? Yoksa bazı değerli vazolar gibi artık tamir edilemeyecek şekilde kırılmış mıydı? Sonra gördüm ki; Hande’nin gözleri, acılaşmış, yaşamdan nefret eden bir insanın gözleri değildi. Yeni işine ve dostlarına büyük bir heyecanla ve sevecenlikle sarılmıştı. Ekrandan sunduğu her haber, suçlanma döneminin ve gönüllü sürgününün bitişinin ve kişisel zaferin ilanıydı sanki. Friedrich Neitzsche, insan oğlunun zayıflıklarını güce dönüştürmesi gerektiğini söyler. Zayıf tarafın senin zaferini oluşturmalıdır. Hande‘ de aynen öyle yaptı. Bir dönemler kendisini acımasızca parçalamış olan medyada her akşam zaferini ilan etmeye başladı.
İnsanlar öldükten sonra bir tek yüz anlatımıyla hatırlanır: Hande’nin karesi, neşeli ama hafif bir sitemli gölgelenmiş bir yüz olarak donuyor . Barış Selçuk, yüreğinin derinliklerinde gerçekten iyi ve efendi olan insanların mahcup ifadesiyle. Salih Peker, yeni dönem popstarlarıyla kolayca karıştırılabilecek bir gençlik muzipliği içinde. Otomobil süren Hasan Ali Er ise on dokuz yaş ataklığının bedelini sonsuza kadar ödemeye mahkum edilen bir Sisyphos hayretiyle…
Hande Şevkat, aradığı şefkati ancak timsah gözyaşlarında buldu!
