Her şey gibi yazarları da paylaşmışlar. Kimi diyor ki "Şu gazetedeki falan ve filan benim adamım. Bana körü körüne bağlılar. Hengi mesajı verirsem onu yazarlar."
Oteki "Ama benim de yazarlarım var" diyor. "Onlar da sana hemen cevap yetiştirirler."
Bu ortamın adı da "Kamuoyunda tartışmak" oluyor.
Ben buna inanamıyorum.
Aydın sorumluluğu taşıyan hiçbir yazarın, bu derece kullanılabileceği kanısında değilim.
Ne yazık ki halkta ve siyaset çevrelerindeki yerleşik inanç, yazarların da birer mürit gibi bazı tekke şeyhlerine bağlı oldukları yolunda.
***
"Ne söylüyor?" sorusu benim için çok önemli.
Eğer gerçekten düşünce namusuna sahipseniz, "Kim söylüyor?" sorusu sizin fikri yaklaşımınızı çarpıtmamalı.
Kişilerden ve çevrelerden bağımsız olarak düşündüğünüzde elde edeceğiniz perspektiv, bu tip kısır çekişmeleri ve gündelik kavgaları aşacak kadar büyük olmalı.
Bu yüzden düşmanınızdan bile gelse "Ne söylüyor?" sorusunu sormalısınız kendinize.
Bazıları bizim yazılarımızı da kendi alışkanlıkları çerçevesinde değerlendiriyorlar. Çünkü bağımsız bir düşünce dünyasının farkında değiller.
ANAP kongresindeki MHP ağırlığına karşı çıkıyorsunuz, "Tamam," diyorlar "Demek ki Özal'la görüşüyor."
Bir iki gün sonra ILO sözleşmesi konusunda Ozal'ı eleştiriyorsunuz. "Haa" diyorlar. "Şimdi karşı taraf etkilemiş."
Azınlıkta da olsa böyle düşünen kişiler var.
Akıllarına bağımsız bir yazarın, hiçbir hesap içinde olmadan doğruları ve yanlışları kendi anlayışına göre yazabileceği gelmiyor.
Öyle ya, ucunda ya politik çıkar olacak ya da para.
Gazetedeki köşesini bunlara aldırmadan kullanmak enayilik değil mi?
Evet! Biz her zaman böyle bir enayiliğin içinde olduk.
Çunkü gözümüzde paradan, iktidardan ve itibardan daha önemli değerler var.
***
Bağımsız olmak ve hiçbir hesabın içine girmemek insana müthiş bir özgürlük veriyor.
Turgut Özal'ı "Kürt sorunu ve İdari Reform" başta olmak üzere bir çok konuda destekleyebiliyorsunuz ama işçi hakları karşısındaki konumunu eleştiriyorsunuz.
Daha önce, kentlere dönük politikasını övdüğünüz Mesut Yılmaz'ı, kongredeki tutumu konusunda uyarabiliyorsunuz.
Çünkü hiç kimsenin karşısında ve yanında değilsiniz.
Gazetedeki köşenizi bir sıçrama tahtası olarak kullanıp, nüfuz ya da para kazanma merakınız da yok.
En önemlisi, her sabah aynaya rahat bakıyorsunuz.
Gece yattığınızda vicdanınız size sorular yöneltmiyor. Kendi kendinizin gözünden düşmüyorsunuz.
İşte Ankara'daki bazı çevrelerin anlamadığı şey bu.
Aslolan ve yıkılamayan güç, bağımsızlıktır.
