Hans, Almanya’nın orta direğini oluşturan milyonlarca Almandan biri. Ahmet ise orta halli bir Türk. İkisinin yaşam maceraları arasında benzerlikler var. Hans da Ahmet de geçinmek için çalışmak zorunda. İkisi de küçük birer memur olarak, yıllarını çalışmakla geçirmişler. Hans gelirine giderine dikkat ediyor, tutumlu bir hayat sürüyor. Ahmet de öyle… O da sebzesini, meyvesini pazardan alıyor. Harcadığı her kuruşa dikkat ediyor. İkisi de yıllar içinde yemeklerinden, içmelerinden, gezmelerinden kısarak para biriktirip, küçük birer tasarrufçu olmuşlar. İkisi de parasını bankaya yatırmış. İşte benzerlikler bu noktada bitiyor ve Almanya’daki ekonomik düzen Hansın geleceğini güven altına alırken, Türkiye’deki sistem Ahmet’in hayatını karartıyor.
Hans’ın toplam 69 bin mark tasarrufu var. Bu parayı Deutsche Bank’a yatırmış. Her yıl ilan edilen faizlerle parası artıyor ve günün birinde kötü duruma düşerse harcayacağı bir para birikiyor. Bankası aydan aya evine raporlar gönderiyor vefa faizlerin yüzde kaç olduğunu, kendi payına ne kadar düştüğünü bildiriyor. Zaten oturduğu evi de o bankanın otuz yıllık ev kredisiyle almış. Kira gibi ödeyip gidiyor. Bunun dışında ne ekonomiyle ilgilendiği var, ne de borsayla, faizle.
Ahmet de para biriktirmiş. Karısının bileziklerini bozarak eklediği miktarla birlikte 80 milyon liralık bir tasarrufun sahibi olmuş. Bu parayı götürüp bankaya yatırıyor. Faizden falan da pek anladığı yok. Ekonomik işlere aklı ermiyor. Arkadaşları Ahmet’i uyarıyorlar: “Deli misin?” diyorlar. “Memlekette yüzde 70 enflasyon var. Gelecek yıl paran üçte birine düşmüş olacak. Kendini koru.” Ahmet kendini koruma içgüdüsüyle faizlerle, repolarla ilgilenmeye başlıyor. Her kafadan bir ses çıktığı için şaşırıyor önceleri, kafası karışıyor. Parasına bir şey olacak korkusuyla işi iyice öğrenmeye çalışıyor. Tasarrufunu dövize çevirmeyi, yüksek faiz veren bankalara yatırmayı ya da borsadan kağıt almayı düşünüyor. Karısı korkular içinde, “Elimizde avucumuzda bir şey kalmayacak Ahmet” diyor. “Girme böyle işlere.” Ahmet” Haklısın ama başka çarem yok ki?” diyor. “Para durduğu yerde erimekte. Bak elalem nasıl kazanıyor?” Karısı “Sen elalem değilsin” diyor. “Onların hepsi kurt. Görürsün seni nasıl çarpacaklar. Senin bu işlere aklın ermez.” Ahmet, karısının kendi zekasına gösterdiği güvensizlik üzerine iyice hırslanıyor ve evde huzursuzluk doruğa çıkıyor. Artık her akşam aile sofrasında çoluk çocuk faiz, döviz, borsa, repo, enflasyon konuları tartışılıyor. Başka bir şey konuşmaz oluyorlar.
Aynı dönemde Hans, bankadaki tasarrufunun güvencesiyle, ekonomiyi uzmanlarına bırakmış bir küçük yaşamın güvenli mutluluğuna gömülmüş durumdadır.
