Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra Türkiye heyecanlı günler yaşadı. Biz de sıcağı sıcağına, bu heyecanların Türkiye’de laik ve anti-laik kamplaşması yaratmaması için yazılar yazdık. Ne yazık ki bu uyarılar bir işe yaramadı. Bugün Türkiye hızlı bir bölünme sürecine girmiş durumda. Belki birkaç kişi okur da işe yarar umuduyla, bazı düşünceleri tekrarlamakta yarar görüyorum:
Laik, anti-laik kavgası Türkiye’nin dinamitidir. Dilerseniz önce laiklik kavramının köküne bakalım: Laiklik deyimi Türkçe ’ye Fransızca’dan geçmiştir. Fransızca kelimenin kaynağı, antik Yunanca’daki “laikos” ve Latince’deki “laicus” sözcüklerinin kökünü oluşturan Yunanca “Laos” yani halk kelimesine dayanmaktadır. Başlangıçta bu ilke, ülkeleri ruhban sınıfının mı, yoksa din adamları dışında kalan halk kesimlerinin mi yöneteceği tartışması üzerine kurulmuştur. Tartışma sonunda devlet yönetimi, din alanının dışına çekilmiştir. Devlet dine göre değil, halka göre şekillendirecektir. Din kurumu ve ruhban sınıfı, devlet yönetiminin dışında bağımsız bir otorite olarak sadece inanç dünyasıyla ilgili çalışmaları yürütecektir. Bu prensip özünde, insanların dini zorlamalar dışında ibadet ve inanç özgürlüğü kazanabilmesi için varolmuştur. Aynı zamanda devleti yöneten kişilere de bir bağımsızlık alanı çizmektedir. Kimse inançlarından dolayı kınanmaz ve kötü muamele görmez. Bu prensip İslam dininin, “Dinde zorlama yoktur!” kuralıyla çelişmeyen bir dünya görüşünü yansıtır.
Oysa Avrupa’daki durum böyle değildir. Avrupa tarihinde kilise egemenliğine son verilmesi, uzun ve kanlı mücadeleler sonucu gerçekleşebilmiştir. Özellikle Güzel Philippe adıyla tanınan kral zamanında yasa koyucular, kilisenin etkisi altındaki özel kişi ile siyasetini bağımsızlıkla yürüten kamusal kral arasındaki kesin ayrımı ortaya çıkardılar. Papa 7’nci Bonifacius Glericis Laicos” bildirisiyle laiklik ve adamları arasındaki ayrımı kesin olarak vurguladı.
Bizim tarihimizde, devlet yönetimi ile ruhban sınıf arasında böyle büyük çatışmalar yaşanmamıştır. (Aslına bakarsanız Batılı anlamda bir ruhban sınıfı da yoktur.) Osmanlı devrinde padişahın yetkilerini kısıtlamaya ve baskı altına almaya çalışan bir Şeyhülislam geleneği bulunmamaktadır. Türkiye’nin, yüzyıllar boyunca kaçındığı bir laiklik mücadeleleri döneminin bugün açılmasına ve büyük acılar yaşanmasına hiç gerek yok. Gerçekten yok!
