Hans, bankadaki tasarrufunu nasıl kullanacağıyla ilgilenmediği için kendini işine daha çok verebiliyor, mesleki konulardaki bilgisini görgüsünü artırıyordu. Bu arada krediyle aldığı evin bahçesiyle uğraşmak, çimleri biçmek ve balık tutmak gibi hobiler de geliştirmişti. Ahmet ise kafayı ekonomiye takmış harıl harıl döviz kurları, faiz oranları, yükselen ve düşen hisse senetleriyle uğraşıyor, gittikçe gerginleşiyor, evde ve işyerinde huzursuzluk yaratıyordu. İşteki arkadaşlarından birisi, aybaşında akıllılık yaparak maaşını vize çevirdiğini ve bu yolla 6 milyon lira faizden para kazandığını anlattığı zaman hırslanıyor, kendisini geri zekalı hissediyor ve mutlulukla gülümseyen arkadaşına için için öfkeleniyordu. Ahmet, birkaç kez döviz alım satımı yapmayı denedi ama her seferinde zararlı çıktı. Nedense bazı şeyleri herkesten geç duyuyordu. Döviz satılacak zamanda alıyor, alınacak zamanda ise paniğe kapılıp satıyordu. Üç-beş milyonunu böyle yitirince bu işin kendi harcı olmadığını anladı. Karısı haklıydı. Ekonomi dünyasının kurtları arasında para kazanmak zordu. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” da vardı işin sonunda. Kendi kendine “Aklını başına topla Ahmet!” dedi. “Bu senin tek paran. Maceraya atılma. Devlet tahviline yatır. Devlet de batmaz ya!”. Bankaya gitti. Devlet tahvili almak istediğini bildirdi, parasını yatırdı ve o gece ilk kez rahat bir uyku çekti. Artık korkacak bir şey yoktu. Hem parası enflasyona karşı korunuyordu hem de güvenlik içindeydi.
Ne yazık ki Ahmet’in para yatırdığı banka, Deutsche Bank gibi köklü bir kuruluş değildi. Banka genel müdürlerinin, banka sahibi oluşuverdiği bir dönemde kurulmuş bankalardan birisiydi. Pat diye batıverdi. Oysa birkaç gün önce başbakan hiçbir bankanın batmayacağını açıklamıştı. Ahmet paniğe kapılan karısını yatıştırdı ve “Bizimki devlet tahvili” dedi. “Merak edecek bir şey yok.” Ertesi gün bankaya gittiği zaman dünyası başına yıkıldı. Banka Ahmet’ten parayı almıştı ama karşılığında devlet tahvili yoktu. Kısacası Ahmet dolandırılmıştı. Bunun üzerine isyan etti, krizler geçirdi, gazetelere mektuplar yazdı. Başbakanın kapısının önünde bekledi günlerce. Hiç olmazsa devlet başkanını görmek istedi ama gittiği her kapıdan dilenci gibi kovuldu. Oysa para yatırdığı banka devletin denetimi altındaydı. Her isteyenin bankacılık yapamadığı bir düzende esas sorumlu devletti. Ne yazık ki Ahmet’in gücü bunlara yetmedi ve tasarrufu bazı kişileri zengin etmek üzere başka ceplere akıverdi.
Bu arada Hans’ın ne yaptığını mı soruyorsunuz? Hiç! Sadece bahçesindeki gülleri buduyordu.
