“Biz müzisyenler..” der İngiliz şairi. “Bütün düşleri düşleyen bizler…” Yedi notanın binbir çeşit karışımından gizli simyalar süzerek bizlere melodiler armağan eden birisi daha gitti. Bütün düşleri düşleyenler ailesindendi o da. Voltaire “Cehennem musiki amatörleriyle doludur.” demişti. Oysa Uzay, cehenneme benzeyen dünyamızı cennete çevirmek için uğraşanlar arasındaydı.
Genç ölümler insanları daha çok üzer, yürekleri daha derinden burkar. Bir Anadolu türküsü “ vadesiz ölümler”den söz açar. Yunus Emre, “yanar içim, göynür özüm- Yiğit iken ölenlere” der ve onları gök ekinlere benzetir. “Gök ekin” sararmamış, olgunlaşmamış başak anlamındadır.
Bütün bunlara gerek var mı? Hayır! Yok! Bütün bu acılar mutlaka çekilmeli mi? Hayır! Çekilmemeli! Birazcık dikkat, insan yaşamına gösterilecek küçük bir özen, bu korkunç acıları önleyebilir. Uzay, herkesin bildiği bir genç olduğu için acısıyla yüreklerimiz burkuluyor. Ya tanımadıklarımız? Kamyonların altında can veren ve sadece gazetede anonim birer “küçük Hülya, küçük Kerem, minik Zehra” diye anılan çocuklar… Bunların hepsi kurtulabilir ve arkalarında bağrına ateş düşmüş gözü yaşlı aileler bırakarak göçüp gitmezlerdi.
Uzay’ı kurtarmak için çağdaş tıp teknolojisini bütün olanaklara harekete geçirildi. Dünyadaki yeni buluşlar, gelişmiş makinalar devreye sokuldu. Oysa Uzay’ı kurtarabilecek olan şey küçük, ucuz bir üçgendi. Pahalı tıp aletlerine ve mucizeler yaratmaya gerek yoktu. Motosikletiyle tepenin üstüne dönerken, onu uyaracak küçücük bir üçgen reflektör gerekiyordu. Tepenin öteki yüzünde yolda kalmış bir otomobilin beklemekte olduğuna dair ufak bir uyarı. Uzay böyle bir uyarı görmüş olsa yavaşlayacak, tepeyi bin bir ihtiyatla aşacak ve park etmiş aracın yanından dolaşarak gidecekti. Ve belki de daha elli yıl yaşayacaktı.
Boşuna “Uygarlık ayrıntılardır” denilmemiş. Böyle ayrıntılara dikkat eden toplumların “ gelişmiş” olarak anılmaları rastlantı değil. Hıncal Uluç bu konuları yazdıkça, ülkenin önemli sorunlarına değinmemiş gibi bir hava oluşuyor. Ankara’daki siyasetçilerin ettiği her lafa takılmak ciddi yazı türüne giriyor da, gündelik yaşamın çarpıklıklarını göstermek “hoş” yazılarak olarak algılanıyor. Oysa bunlar bizim en “ciddi” konularımız. Daha yaşamsal, daha acı ve toplumumuzun iç yüzünü gözler önüne seren hiçbir konumuz yok, olamaz da. Hiç olmazsa Uzay’ın ölümü hepimizin gözünü açan bir uyarı oluştursun.
