Hıncal, “Müziğine ve yazılarına yeniden kavuşmanın keyfi içinde seçimleri kaybettiğine zerrece üzülmüyorum” diye bitirmiş yazısını. Doğrudur. Ben de sütunuma, arkadaşlarıma, sanat çevrelerine ve dünya ilişkilerine döndüğüm için mutluluktan uçuyorum. Ne var ki kaç kere anlattığım gibi ben bu işe politik bir kariyer yapmak hırsıyla ve illa da İstanbul Belediye Başkanı olmak tutkusuyla girmedim. Bir göre yerine getirdim. İstanbul’da solun toplam oylarındaki aşırı düşüşün sonucunu ve hezimeti önlemek için katıldım. Gerçekten de, bizim aldığımız yüzde 20’yle birlikte üç sol partinin oyları yüzde 35’e yükseldi.

Rauf Tamer’in dün yazdığı gibi, insanlar 27 Mart seçimlerinde halkın verdiği mesajı anlamadılar. Anlamakta da ısrar ediyorlar. Hiçbir yorumcu kalkıp da Bülent Ecevit’e verilen yüzde 13 oya yazık değil mi? Doğrusu CHP tabanına teşekkür borçluyum. Çünkü Türkiye’deki oyları yüzde 4.5 olmasına rağmen, İstanbul’daki adayları yüzde 1.5’ta kaldı. Demek ki CHP seçmeninin çoğu, bilinçle oylarını birleştirdi. Ama DSP, inatla oyları bölmeye devam ediyor. İstanbul’daki Refah başarısının gerçek sorumlusu Ecevit’in büyük miktarda oy çalmasıdır. Yüzde 13’ün, yüzde 5’i bize kaysa, bu iş başka sonuçlanırdı.

Ayrıca bir kısım medyanın içine girdiği panik ve bize karşı yürüttüğü kampanya da “safdil” yurttaşları kandırmaya yetti. Nazım’ın “Koyun gibisin kardeşim” dediği halk kesimi, o eşsiz cehaleti içinde kuzu kuzu kandırıldı.

Bütün bunlara rağmen, ben bu işi yaptığıma pişman değilim Hıncal. Bize umut bağlayan yüzbinlerce insanın gözündeki pırıltıyı, yüreklerindeki heyecanı bir tadabilseydin… Bu ülkede her şeyin çürümüş olmadığına inanan temiz ve yurtsever insanların, her türlü fedakarlığı göze alıp ülkeleri için çırpındığına tanık olsaydın; “Hepsine değer doğrusu” diyebilirdin. Rahatımı bozduğumu biliyorum. En başından beri farkındaydım bunun. Büyük bir gazetede sütun sahibi olmak, elini taşın altına koymadan her şeyi eleştirmek, basının dokunulmazlık zırhlarına bürünmüşken bir yandan da sanatçı olarak halkın sevgisini hissetmek, belki de dünyanın en ayrıcalıklı konumu. Ben bu konumu bile bile bırakıp, kendimi kurdun ağzına attım. Concerde uçağından inip, çamurlu yollara gömüldüm. Diyorum ki aynı şeyi siz de yapın. Gazeteciler, bilim adamları, sanatçılar, düşünce çevreleri, aydınlar hadi siz de işin bir ucundan tutun. Turun ki yarın çocuklarımız “Bütün bunlar olurken sen neredeydin baba?” diye sorduğunda verecek bir cevabımız bulunsun.