İtalya’daki “Temiz Eller” dönemini hatırlıyor musunuz? Televizyona yansıyan görüntüler dehşet vericiydi: Şakağına tabancayı dayayıp intihar eden büyük iş adamları, dokunulmazlığı kaldırılan yüzlerce milletvekili, ellerine kelepçe vurularak mahkemeye götürülen bankacılar kaplıyordu ekranı. Bir toplum kendi kendisiyle hesaplaşıyordu. Yolsuzluk ve rüşvet bataklığını kurtarmak için kendini yargılıyor, parlamentosundan iş alemine, bankacılık sektöründen rüşvet çarkına kadar ilişkileri gözden geçiriyordu. Sistem, topluma karşı suç işleyenleri yakalıyor ve cezalandırıyordu.

Biz de İtalya’ya kadar bataklığa gömüldük. Bankaların, finans kurumlarının makyajları dökülüyor ve arkadaki sağlıksız, kanserli yapı ortaya çıkıyor. Bir binayı ayrı ayrı 20 kişiye satar gibi, halkı dolandırmışlar. Siz bankada dolar hesabı açtığınızı sanmışsınız ama bunun karşılığı olmadığı için, elinizde verilen bir kağıtla kalakalmışsınız. Bankada repo yaptığınızı düşünmüşsünüz ama fena halde kandırılmışsınız. Şimdi banka felaketleri ardı ardına patladıkça, zavallı tasarrufçu çaresizlik içinde bekliyor. Ameliyat parasını, çocuğunun okul taksitini bankaya yatıranlar fenalık geçirmekte.

Ne var ki televizyon ekranlarında, İtalya’daki görüntüler yok. Ne bankaların içini boşaltarak yurtdışına kaçıran, değerli mülklere yatıranlar yargılanıyor ne de devletin parasını batak bankalara akıtan bürokratlar. Halktan başka, hiç kimseye bir şey olmuyor. Bankalarda halkın parasını batıranlar bir süre sonra yurt dışına gidecek ve oralardaki birikimleriyle zengin bir hayat sürecekler. Çünkü Türkiye’de küçük hırsızlıklar cezalandırılır ama büyük hırsızlıklar ödüllendirilir.

Batma noktasına gelmiş banka sahiplerinde ilginç bir düşünce var: “Nasıl olsa bana dokunamazlar, çünkü ben batarsam herkesi birlikte batırırım.” denklemine sığınıyorlar. Haksız da değiller. Çünkü bunlardan bir tanesi yargılansa, çürümüş sistemdeki bütün suçlular teker teker ortaya çıkacak. Kamu bankasına, batırdığı trilyon onların hesabını soracaksınız, kendisine emir veren bir üst makamı gösterecek. Üst makamı sorgulayacaksınız, o daha da yukarıyı işaret edecek. Böylece iş, karlı tepelere kadar gidecek. Herkesin bildiği yüksek zirvelerin fırtınaları zorlu olur. Bu zorlu fırtınadan kaçınmak için herkes birbirini kolluyor ve “Büyük Türk Çetesi” ne dahil olan kimsenin burnu kanamıyor. Zavallı yurttaş ise çalışarak biriktirdiği üç beş kuruşu bunlara kaptırmamak için çırpınıyor, bir günde kapatılmış bir bankanın kapısında “cep delik, cepken delik” kalıveriyor. Türkiye, ne yazık ki İtalya’nın yaptığını yapmadığı için daha ağır bedeller ödeyecek.