Bir okurum, Kubilay Bilgiç şöyle yazmış: Sayın Livaneli, “Hrant Dink cinayetinden çok önce, bir köşe yazınızda 301. madde ile ilgili görüşlerinizi ve bu maddenin tadiline ilişkin yasa taslağı hazırladığınızı ve Meclis Başkanlığı’na sunduğunuzu ifade etmiştiniz. Son günlerde, hükümetin 301’in değiştirilmesiyle ilgili sivil toplum kuruluşlarından görüş beklediğini ama olumlu gelişmeler olmadığını hükümet temsilcileri açıklamakta. Hatta Sabah Gazetesi, Yavuz Donat köşesinde Cemil Çicek’le yapılan bir söyleşide aşağıda belirttiğim ifadeler geçmekte: ‘(…) Ortada al sana yeni 301 diyen yok (…) üzerinde uzlaşacak bir metin hiç yok.’ Sayın Livaneli, Allahaşkına siz o yazınızda bize yalan mı söylediniz? Niçin tepki koymuyorsunuz? Niçin ben ve arkadaşlarım bu cinayet işlenmeden önce, mahkeme kapılarında o çirkin eylemler yapılmadan önce, 301 ile ilgili değişiklik önergesi verdik, kale almadınız, o zaman görüşülse idi bu cinayet işlenmezdi demiyorsunuz?” Mektup bu tonda sürüp gidiyor.
Hayır sayın Kubilay Bilgiç. Ben size yalan söylemedim. TBMM Başkanlığı’na Kasım 2005’te yani bundan 15 ay önce 301’le ilgili bir değişiklik önergesi verdim. Çeşitli üniversitelerimizle ve değerli hukukçularımızla birlikte çalışarak bu maddenin Avrupa hukuku ile karşılaştırılmalı biçimde ele alınmasını sağladık. Yani Adalet Bakanı’nın söylediği gibi ortada “al sana yeni 301” diyen bir metin var. Bakan’ın bundan haberdar olmaması mümkün değil. Çünkü önergemin bir kopyasını ona verdim ve uzun uzun anlattım. Türkiye’nin karşılaşacağı belalardan söz ettim. Maddedeki ırk vurgusu yüzünden dünyayı başımıza yıkacaklarını, birçok masumun yargılanacağını ve bu yargılamalara dünyadan gözlemciler geleceğini, Türkiye’nin bu işten büyük yara alacağını söyledim. Ve ekledim: “Sayın Bakan, yarın bir gün nasıl olsa bu değişikliği AB ve dünya istedi diye yapacaksınız. Bari şimdi kendi irademizle yapalım da onursuz bir duruma düşmeyelim.” İstediğimiz de son derece basitti: Maddenin gerekçesinde ırk vurgusu yapılarak tanımlanan Türklük yerine, Anayasa’nın 66. maddesine ve Atatürk’ün tanımına uygun olarak Türk ulusu ibaresinin konması. Son günlerde hem Başbakan’ın hem Dışişleri Bakanı’nın ağzından, bu yönde değişiklik yapılacağını okuyoruz. Yani önergemiz kabul edilecek. (Elbette öyle yapmayacaklar, yiğitliğe toz kondurmamak için kendileri bir sürü önerge hazırlatıp, bunları birleştirecekler ve ilk önerge sahibi olarak beni de lütfen beş dakika konuşturacaklar.) Ama olsun; benim derdim kendimle ilgili değil. Değişikliği kabul edin de benim adımı hiç anmayın, olsun bitsin. Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP ise her konuda olduğu gibi 301 konusunda da Mussolini’yi aratmayan bir ırkçılık peşinde. O partide başkana karşı kimsenin sesi çıkamadığı ve başkan da grup kürsüsünden haykırarak 301’i değiştirmeye kalkanları vatan haini ilan ettiğine göre o cenahtan umut yok.
Şimdi anlaşılıyor ki madde, 2005 Kasım ayında verdiğimiz önerge doğrultusunda değişecek. Ama bu arada yargılamalar yapıldı, linç girişimleri düzenlendi, cinayetler işlendi ve dünya bütün bunları nefretle izledi. Bakın, biz dilekçeyi verdiğimizden bu yana Reuters ajansı 301’i 95 kez haber olarak bütün dünyadaki medya organlarına geçmiş. AFP 40, AP ise 66 kez duyurmuş. Bunun karşılığı dünya gazetelerinde binlerce haberdir. TBMM Kütüphane Basın Araştırma verilerine göre ise; TCK 301 ile ilgili olarak yalnızca 01.06-2006-15.02-2007 tarihleri arasında Türk basınında 763 adet haber yazı, makale yayınlanmış. Yazık günah değil mi? İçiniz hiç sızlamıyor mu? Bırakın istifa etmeyi; biriniz çıkıp özür dileyecek mi acaba? “Biz zamanında sana kulak vermemekle hata ettik. Bu inadımız ülkenin aleyhine oldu” diyecek mi? Tabii ki demeyecek.
Sayın okurum, Gördüğünüz gibi ben size yalan söylemedim. Ama her gün “Ben dememiş miydim!” sevimsizliğine düşmemek için ağzımı açmıyorum. Sizin mesajınız zaten dolu olan yüreğimi taşıran son damla olduğu için anlattım bunları.
