Hani o sıradışı, zeki, parlak ve ahlaksız İngiliz var ya… Adına Oscar Wilde denilen ve D.H Lawrence gibi “vakitsiz açılmış güller “e dönen, acı çektirilmiş yazar… İşte o, Doğu kıssalarına benzeyen meseller anlatır durmadan. En sevdiğim meseli ise bir heykelci ile ilgili olandır. Heykelcinin canından aziz tuttuğu biricik sevgilisi ölmüş. Öyle büyük bir acı duymuş ki adam, o acıyı somutlaştırmak ve başkalarını anlatmak, daha doğrusu göstermek istemiş. Dünyada en az bulunan madenden “Acının Heykeli“ ni yapmış ve sevgilisinin mezar başına dikmiş. Böylece de o madem bitmiş dünyada. “Acının Heykeli “nı görenlerin içim parçalanır, yüreği sızlarmış. Bir yıl sonra heykelci bir başka kızla tanışmış ve eskisinden de büyük bir tutkuyla bağlanmış bu yeni aşka. Mutluymuş, neşeliymiş ve sevincini herkesle paylaşmak istiyormuş. Bunu göstermek için “Mutluluğun Heykeli“ ni yapmaya karar vermiş. Gene o az bulunan maden gerekiyormuş heykel için. Dünyada o maden kalmadığından heykelci, sevgilisinin mezarı başındaki “acının Heykeli “ni eritmiş ve o eriyikten “Mutluluğun Heykeli“ ni yapmış. Garip bir hikaye değil mi? Ancak Oscar Nil’de gibi, kemiğe dayanmış bir bıçakla yaşayan birinin düşünebileceği bir mesel. Ama gerçeği yansıtıyor. İnsanoğlu acıyla mutluluğu aynı anda yaşayamıyor. Ve biri artarken ötekinin azalması gerekiyor. Ayrıca insanoğlu sonsuz acıya da dayanamıyor.

Ortalıktaki coşkuya, mutluluğa ve umuda bakıyorum da, halkın eleştiri ve isyan dikenlerinden yaptığı heykeli eriterek, yerine bir umut heykeli diktiğini inanasım geliyor. Koalisyonlardan canı yanmış olan ve bu yüzden de bir koalisyon ihtimalini umacı gibi bekleyen halk, iki partinin ortak Hükümetine sevinçle ve umutla bağrına bastı. Bu gelişme Türkiye’deki “UZLAŞMA“ isteğinin zaferidir. Mümtaz Hocamız kusura bakmasın ama bu halkın çoğunluğu iç savaşı, devlet terörünü, kardeş kavgasını ve Türkiye’nin üstüne lanetli bir karabulut gibi çökmüş olan ara dönemleri hatırlıyor ve tekrar o günlere dönmek istemiyor. Bu yüzden uygar bir görüntüyle uzlaşma sinyali veren her kişi, kurum ve politik görüşü bağrına basıyor. Demirel ve İnönü ortaklığının en büyük şansı çizdikleri uzlaşma tablosu olmuştur. Her iki partide şimdi halktan aldıkları bu primi kullanıyorlar.

“ Demirel gerçekten değişti.“ “Meclise girenler geçen döneme göre değişik.“ “SHP değişti mi?“ Yukarıda sıraladığım yargı ve sorular Türk halkının gündeminde. İyi ama dünya değişti, politikacılar değişti de halk değişmedi mi? Bence en büyük değişiklik halkta oldu. 1980 öncesinin “kendisi ve kuşağı feda olsa bile ülkeyi kurtarmak “düşü çevresinde birleşen insanları, bugün daha iyi bir yaşam sürme ve yaşamın kalitesini artırma peşinde koşuyor. ANAP döneminde bireyi bilince artan ve kendini tüketimi ayarlayan insan tipi bu. Olumsuz yönleri çok yazılıp çizildi. “Köşeyi dönücü, bencil” suçlamaları yapıldı. Eleştirilerin çoğu haklı. Bu dönemde Türkiye’nin bir moral erezyona uğradığı doğrudur. Ama bu olumsuzluğun yanı sıra ortaya çıkan bir başka gerçekte, kendi yaşamının kalitesini artırmaya çalışan bir insanın, karşı gruptan birini öldürmeye hazır olmadığıdır. DYP-SHP ortaklığının verdiği uzlaşma umudu böyle bir kitlenin, mutluluğun heykelini dikme isteğine denk düşüyor.