Bir saatten beri ekranın önünde oturuyorum. Ekran bana bakıyor, ben de ona…Bir sevgiliye yazılan ve giriş cümleleri beğenilmeyerek buruşturulup atılan kağıtlar gibi birçok başlangıç düşünüyor ve hemen vazgeçiyorum. Oysa ben çabuk yazı yazmakla ve hiçbir zaman konu sıkıntısı çekmemekle tanınan birisiyim. Ömrümün en zor yazılarından birisini yazıyorum. Çünkü bu bir veda mektubu.

Şu anda siyasete girmenin en ağır bedellerinden birini ödemekteyim. Yıllardan beri sevgili okurlarımla kurduğum sıcak bağ kopuyor. Yüzbinlerce aydınlık yürekle aynı anda çarpan yüreğim, her gün yaşadığı sevinçleri tadamayacak. Her sabah ilk iş olarak okuduğum mektuplarınızın verdiği yaşama gücünden yoksun kalacağım. Gazeteleri okurken, boşalttığım köşemde yer alan haber ve yazılara kıskançlıkla ve içim burkularak bakacağım. Ne var ki sizinle meydanlarda, toplantılarda, sohbetlerde buluşacağız. Göz göze bakacağız, el ele tutuşacağız.

Evliya Çelebi, rüyasında peygamberi gördüğü ve ona “Şefaat ya Resulullah!” diyecek yerde dili sürçerek “Seyahat ya Resulullah!” dediğini anlatır. Bu dil sürçmesi sevimli Çelebimizin yaşamını değiştirmiş ve onu demir asa, demir çarık yollara düşürmüştür. Ben bu hikâyeyi çok iyi bildiğim ve dikkatli okuduğum halde “şefaat” da diyemedim, “seyahat” da… Ağzımdan “siyaset” çıktı. Beni en iyi tanıyan dostlarıma, okuyucularım ve dinleyicilerime zaten bildikleri şeyi bir kez daha söylemek beni rahatlatacak: Hiç ama hiç siyasi ihtirasım yok! Siyasetten bir şey beklemiyorum! Siyasete bir şey kazanmak için değil, bir şeyler vermek için giriyorum. Bu kararın iki amacı var: Dünyadaki hızlı değişiklikler genel olarak sosyal demokrat hareketleri afallattı ve bu partiler devrimci ve ilerici misyonları terk ederek, gittikçe kendi içine kapanan muhafazakâr ve tepkici hareketlere dönüştüler. Avrupa solu epey çalkantı yaşadıktan sonra bu tuzağı aştı ve 21. yüzyıla göre yeniden şekillenerek toplumun ilerici dinamiklerini yeniden yakaladı. Bizim de Türkiye’deki görevimiz el birliğiyle sosyal demokrasiyi, 21 yüzyılı kucaklayacak modern ve ilerici bir kavrama dönüştürmek ve parçalanmış solu bu amaçta birleştirebilmek. İkinci amaç ise İstanbul denilen dünya harikasını, içinde bulunduğu bataklıktan kurtararak Londra, Paris, New York olanaklarına kavuşturabilmek.” Bunların ikisi de zor!” Diyorsunuz. Duyuyorum. Ne var ki aydınların da zor görevlerin altına girmesinin zamanı geldi diye düşünüyorum ve “Hoş çakalın sevgili dostlarım!” diyorum.