İstanbul bu akşam iki büyük müzisyeni, iki gerçek dostu konuk ediyor. Besteci Manos Hacıdakis ve şarkıcı Maria Faranduri. İstanbul Festivali çerçevesinde Açıkhava Tiyatrosu’nda bir konser verecekler. İstanbul dinleyicisi Manos Hacıdakis’in kıvrak, rafine Akdeniz müziğini dinleyecek. Popülerliğe ödün vermeyen, incelmiş bir müzik bu. İnsanı melodik akıcılığın tuzaklarından koruyan, mistik Bizans kökü dolayısıyla yakın olduğu doğu müziğinin makamlarını kendi içlerinde gergef gibi işlerken, atonal yabancılaştırmalara selam çakan modern bir müzik. Saba makamının gizemli içtenliğiyle, Stockhausen. Schönberg mantığını bir arada duyuran bir ses şelalesi. Hoşgeldin Manos Hacıdakis. Türkiye seni nicedir bekliyordu. Elia Kazan’ın filmlerine yağtığın müzikte kullandığın hüzünlü gırnata havasından, Jökondun gülümseyişinden, New York Rock and Roll Ensemble’la yaptığın plaktan tanımış olanlar da, hiçbir zaman benimsemediğin Pire Çocukları, Milissemu ( Biz de ‘Senden Başka’ adıyla söylenmişti) gibi popüler, ticari şarkılarını duymuş olanlar da. 80’lerin başlarıydı. Maria beni Atina’daki bir konserine getirmişti. Damari diye kullanılmayan bir maden ocağıydı. O geceden, müziğin, ay ışığındaki maden ocağının gizemi, konserden sonra tartışmamız kaldı aklımda. Bir de arada bir dinleyicilerle konuşurken, ‘Pedia’ (Çocuklar) diye seslenişin. Hermafrodit, hünsa sesleri ve kadın kahkahalarını müziğe hediye eden büyük ses ustası hoşgeldin. Ayrıca sana bir teşekkür borcum var. Çalışma arkadaşın Nikos Kipurgos aracılığıyla ilettiğin: Yunanistan’da bir plağımı çıkarma önerin ve geçenlerde Yunan Radyosu’nda yaptığın bir konuşma: “İnsanın mutlaka yurttaşlarıyla anlaşması gerekmiyor” demiştin. ” Mesela, şimdi müziğini çaldığım adam bana birçok Yunanlıdan daha yakın” diyerek, müziğimden örnekler çalman birçok Yunanlıyı kızdırmıştı. Tepkiler almıştın. Biz de ne tepkiler alıyoruz burada. Bu sözlerin ve yayının için de teşekkür ediyorum sana. Sevgili Maria, Zor yıllarımın has arkadaşı, meslektaşım, solistim. Ülker’le birlikte, on yılı aşkın bir dönemi paylaştığımız sevgili dostum. Seni, batının tanıdığı gibi “Olimpos’un Kutsal Sesi” olarak dinlerken, konserlerinde şarkılarımı söylediğini duymuştum. Seni daha tanımıyordum. Atina’da bir dostumun evinde plağımı duymuş ve şarkılarımı repertuarına almıştın. Daha sonra 1979’da Almanya’da bir konserde seni ziyaret ettim. Ankası çorap söküğü gibi geldi. Yunanistan’da elliden fazla konser, Avrupa turneleri, Helsinki’den, Paris-Theatre de la Ville’e uzanan çalışmalar, ortak plaklar, ortak ödüller… En güç dönemlerimizi birlikte geçirdik. Yalnız sanatsal olarak değil, düşünce ve solu kavrayış platformunda da çok yakın oluşumuz, çalışmalarımızı böylesine sürekli kıldı. Tabi bir de yakın dostluk, yardımlaşma ve bizleri birleştiren müziğin olağanüstü çekici tadı. 1980 başlarında, kendi ülkemde, TRT, bestelerimi, müzik değerinden yoksun ilan ederken, senin “Yiğidim Aslanım” adlı şarkımı “duyduğun en güzel ezgi” olarak nitelemen, ne kadar güç verdi, ondan sonraki bestelerime nasıl kaynaklık etti biliyor musun? Ülker’le zaman zaman eski resimlere bakıyoruz: Yunan adalarına yapılan yolculuklar, nefes kesici Girit uçurumlarının tepesinde, öğlen sıcağında reçine şaraplı, hortalı öğlen yemekleri, konserler, turne otobüsümüz, Samos adasında beyaz kayalıklı bir yamaca kurulmuş manastırın serinliği, sen Fidel Castro’nun davetiyle Küba’ya gittiğinde Atina’da yanan evini kurtarmaya çalışmamız, evin önünde havaya uçan Citroen otomobilinin külleri, Bretch’in Surabaya Johny’sinden esinlenerek adını koyduğun köpeğin Sura ve onun Aylin’i karnından ısırması sonra oğlumun doğuşu… Bir de resimde de sevgili dostumuz Manoz Loizos’la evinin önünde kapıda durmuşuz. Parlak Atina güneşine karşı gülümsemeyle karışık yüzümüzü buruşturup kameraya bakıyoruz. Manos’la iki asker arkadaşı gibi ellerimiz birbirimizin omzunda. İskenderiye doğumlu Manos Loizos, senin bana hediye ettiğin en büyük dostlardan biriydi. İrini adlı İstanbullu bir Rum dişçiyle yaşıyordu… Sıcak, derinlemesine bir arkadaşlık gelişmişti aramızda. Ta ki, Moskova’da bir beyin ameliyatında ölene kadar. Yunan müziği en büyük bestecilerinden birini yatırırken ben de içime çöreklenen acıyı yıllardır unutamadım. Hele şimdi onun ünlü bestesi “Telli Telli” yi Türkiye’de her köşede dinlerken: “Olmasa mektubunu”nu da öyle. Kim bilir şarkılarının Türkiye’de bu kadar dile düştüğünü duysa ne sevinirdi. Manos Telli Telli’yi besteledikten sonra, senin evindeki piyanoda bana çalmış, söylemişti. Hatırlarsın. Ben de ona yeni bestelediğim ” Kardeşim Duymaz”ı çalmıştım. “Tüh be!” demişti omzuma vurarak ” Bu benim bestem olmalıydı. Telli Telli’yi de ben bestelemeliydim” demiştim. Yunan halkı Manos Loizos’un büyüklüğünü ve şarkılarına yansıyan kişiliğinin sıcaklığını unutmadı. Geçenlerde İstanbul’a Sabah için bir konser vermeye gelen Harula (Haris Aleksiu) bana Loizos’un bütün eserlerini kapsayan, lüks plak koleksiyonunu getirdi. Bugünlerde hep onu dinliyorum. Türkiye’ye gelmeyi çok istiyordu. O yıllarda ben de gelemediğim için bunu gerçekleştiremedik. Bir bakıyorum da, on yıl öncesine göre ne yollar almışız. Maria ile başlayan Türkiye konserleri, Mikis Theodorakis’le Haris Aleksiu’yla Petros Pandis’le, Manos Hacıdakis’le sürmüş. Türk halkının dinlemediği iki büyük şarkıcı kaldı Yorgo Dallaras dostumuz ve Paryos. Onlar da nasıl olsa sırada. Değil mi ki Yorgo, satın aldığı sazı göstererek akort etmemi istedi ve gösterdiğim akorları çalmaya başladı, onun da gelmesi yakın demektir. Ege’nin iki kıyısında iki güzel halk birlikte şarkı söylemeyi sürdürdükçe sorunlar azalacak, ilişkilerimiz omuz omuza oynayan coşkulu ve yakıcı bir zeybeğe dönüşecektir. Şarkıları dinlerken insana, küçük düşmanlıklar, kin tohumu eken politikacılar öyle anlamsız geliyor ki. Daha otuz, kırk yıl önce can düşmanı olan ülkeler aynı kampta yer almış. Fransa-Almanya’yla tarih boyu savaşlarını unutmuş, sınırlarını kaldırmaya hazırlanıyor. Düşmanlık ve dostluk paktları eriyor. Biçim değiştiriyor. Bizi de yazgımız, durmadan geçmişini eşeleyerek nefret üreten bir ilişki olamaz. Şarkılarımız kardeşse, biz burada telli telli, onlar Atina’da leylim ley söylüyorsa, insanlarımız da kardeş demektir. Bu akşam bu şarkıların en güzelleri Maria Faranduri’nin sesinden, İstanbul göğünde kayan bir yıldız gibi parlayacak. Türk dinleyicisi Manos Hacıdakis ve Maria Faranduri’yi bağrına basacak. Hoşgeldiniz sevgili dostlarım. Dost komşu toprağına hoşgeldiniz. Duyuru… Konyalı dostlara… Konya’da bugün sizlerle bir konserde buluşmak üzereyken, son anda çıkan engellemeler ve konserin yapılacağı Emek Sineması üzerindeki baskılar nedeniyle konserin gerçekleşemeyeceğini öğrendim. Bir başka sefer Konya’da görüşmek dileğiyle selam ve sevgiler. Zülfü Livaneli
