TÜRKİYE son yıllarda yaşadığı kutuplaşmanın meyvelerini topluyor.
Din cepheleşmesine karşı, milliyetçi cepheleşme Türkiye'ye damgasını vuruyor.
Refah iktidarı korkusundan yararlanan, DYP - MHP - polis - asker ittifakı puan toplamaya çalışıyor.
İki ay sonra iktidarı devralacak ve bizi 21. yüzyıla kadar yönetecek olan hükümet ya Necmettin Erbakan ya da Tansu Çiller başkanlığında kurulacak gibi görünüyor.
DYP - MHP ittifakının bunca polis, vali ve yöneticiyi Meclis'e ve hükümete taşıması, aslında Türkiye'yi yıllardır idare eden gizli hükümetin açığa vurulmasından başka bir şey değil.
Bugüne kadar Hayri Kozakçıoğlu, Ünal Erkan, Mehmet Ağar, Necdet Menzir iktidarda değiller miydi zaten?
Değişen tek şey bürokratların, bürokrat olması.
VAH ZAVALLI TÜRKİYE!
Güvenlik paranoyası bizi bu hallere düşürdü.
Elinde silah ve sopa tutanın, düşünen adamdan daha değerli olduğunu yıllardır biliyorduk.
Son günlerdeki gelişmeleri umutsuzlukla izliyorum.
Yazın, sanat, basın dünyasından herhangi bir kişinin politikaya girmesi ihtimali karşısında çılgına dönen ve olmadık hakaretleri yağdıran aydın takımının çoğu, Nusret Demirallar, Ünal Erkanlar, Mehmet Ağarlar karşısında sus pus oldular.
DGM'nin malum savcısına devlet son model Mercedes veriyor ve altın tabanca hediye ediliyor, ülkenin büyük kentleri polis müdürlerini Meclis'e uğurlayan polis sirenleriyle çınlamakta.
Kimsesizler mezarlığını dolduran, işkenceyle öldürülmüş cesetler ve çocuklarını arayan kayıp yakınlarının çığlıkları üzerine politika yapılıyor.
Ve bir zamanlar sol ya da sosyal demokrat geçinen, özgürlükçü aydınların çoğu böyle dramatik bir gelişme karşısında sesini çıkaramayıp - çıkaramayıp - ıvır zıvırla oyalanıyor.
Çünkü onlar için polis müdürlerinin, valilerin milletvekili, bakan, parti başkanı olmasında bir sakınca yok.
Tek dertleri kendilerine benzemeyen, okuyan yazan insanların politikaya girmemesi.
HANİ NERDELER?
Yaşar Kemal'in görüş belirtmesi karşısında, nasırına basılmışçasına çılgına dönen ve sövgüler yağdıran anlı şanlı yazarlarımız nerede?
Neden susuyorlar?
Eğer İspanya, Fransa, İngiltere gibi bir ülkede yaşasak durum tam tersi olurdu ve ülkenin namuslu aydınları, güvenliğin devlete el koyma operasyonu karşısında sesini yükseltirdi.
Ama orada aydın daha gelişmiştir. Ülkenin politik sorunlarını, kendi dar kıskançlık dünyasından seyretmez.
Bizimkilerin kalemlerinde ihtilal lideri saygıdeğer, polis müdürü her türlü eleştirinin ötesinde, vali, kaymakam, emekli asker hürmete şayan.
Varsa yoksa bütün dertleri aydın, gazeteci, sanatçı insanlar.
Aman onlar ülke yönetimine karışmasın da ne olursa olsun!
TESLİM BAYRAĞI
Türkiye, ne yazık ki devlet ideolojisiyle bütünleşmiş bir milliyetçiliğe teslim ediliyor.
Bu dönem ülkenin sorunlarını içinden çıkılmayacak kadar ağırlaştıracak.
Biz yıllardır Sayın Ecevit'i, Sayın Baykal'ı ve konuyla ilgili herkesi bu tehlikeye karşı uyarmaya ve sağ milliyetçiliğin karşısına sağlıklı bir sol yurtseverlik koymaya çağırdık.
Hep küfürle, sövgüyle, yalanla, tehditle, hakaretle karşılaştık.
Türkiye için yaptığımız analizleri, kişisel çıkar mücadelesi sanıp, ilkel güdülerle saldırdılar.
Çünkü herkes kendileri gibi biliyorlardı.
***
GENÇ kuşaklara borcumuz, geçtiğimiz yıllarda kimin ne yazdığını belgelemek için bir antoloji hazırlamak.
İbret olsun diye!
