Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Birkaç yıl önce Can Kozanoğlu içinde yaşadığımız döneme, “Cilalı İmaj Devri” adını vermişti.
Cilalı Taş Devri’ni çağrıştıran çok güzel bir benzetmeydi bu.
Şimdilerde “imaj” düşkünlüğü öyle bir çılgınlığa dönüştü ki, yontma taş devrinden her nasılsa kendini kurtarmış yontulmamışlar bile cilalanıp cilalanıp tezgaha konuluyor.

***

Kafaların dışı, içinden daha çok önem taşıdığı için bu dönemin başmühendisi de Erol Atar oluyor.
Okuduğumuz ve izlediğimize göre birçok politik liderin imaj mühendisi Erol Atar.
Eğlence dünyasında çektiği fotoğraflarla ünlenen Erol Bey, mesleğinde başarılı bir isim.
O tarzını değiştirmediğine göre, demek ki değişikliği siyasetçilerde aramak gerekiyor.
Liderler genç, güzel ve alımlı görünmek istiyorlar. Bu yüzden erkeği ve kadınıyla saçlarını boyuyor, makyaj yapıyor ve parlak stüdyo ışıklarında, arkadan patlatılan flaşlarla “star” fotoğrafı çektiriyorlar.
Öyle ki politik lider fotoğraflarıyla, Çakıl Gazinosu’na asılan assolist fotoğrafları arasında hiçbir fark yok.
Politik liderler, topluma birer ses sanatçısı ya da sinema starı gibi sunulmak istiyorlar.
Erol Atar da bu alanın yetkin bir ismi olarak, işini yapıyor, arzularını yerine getiriyor.
Hatta televizyonlarda liderlere ne yapmaları gerektiğini öğretiyor.
Bunun karşılığında birkaç parti Erol Atar’a milletvekilliği önermiş. Yapar mı yapmaz mı bilmiyorum ama en azından Türk siyasi hayatının bu dönemine damgasını vuruyor.

***

Fotoğrafçı açısından bakılınca her şey olağan.
Mesleğinin gereğini yerine getiriyor ve müşterilerine hizmet veriyor.
Ama politikacılar için durum böyle mi acaba?
Siz hiç İsmet İnönü‘nün, pırıl pırıl makyajlı “artist” fotoğrafını gördünüz mü?
Ya Churchill’in, Willy Brandt’ın?
Mitterrand’ı, Alain Delon pozunda görmek Fransız halkını memnun eder miydi?

***

Politikacının yüzünde çizgiler vardır: Hem de derin çizgiler.
Ülkesiyle ilgili derdi olan, mücadelenin içinde pişen bir kişinin çizgileridir bunlar.
Eğlence dünyasının fotoğrafları ise çizgileri doldurur, makyajla kapanmayan yerleri boyayarak düzeltir.

***

Liderin güzel görünmesi şart değildir.
Abraham Lincoln güzel bir adam değildi ama büyük liderdi.
Churchill de öyleydi, İndira Gandi de, Willy Brandt da, Salvador Allende de…
Bizdeki liderler acaba neden bu büyük önderlere özenmiyor da film artisti ya da şarkıcı gibi görünmek istiyorlar.
Bence bu çok önemli ayrım, siyasi hayatımızdaki büyük yanlışlığı vurguluyor.
Liderlerin çoğu, uğruna ölümü göze alacakları düşüncelerini gerçekleştirmek için çırpınan, yüreğinde ülkeyle ilgili bir dert taşıyan “dava adamları” değil.
Sadece başarılı olmak istiyorlar.
Daha çok sevilmek, daha çok alkışlanmak, öpülmek, övülmek ihtiyacındalar.
Televizyonda, yüzlerine dikkat edin: Grupta ya da parlamentoda konuşurken son derece sert ve kararlı görünüyorlar ama partililer arasında birkaç kez öpülüp, alkışlandıkları zaman yüzlerine mutlu bir bebek ifadesi yayılıveriyor.
Okşanmaktan mutlular.
Zaten mücadeleleri de bunun için.

***

Üç – beş yıl öncesine kadar Türkiye’de en çok Tarık Akan, Kadir İnanır, Müjde Ar, Türkan Şoray konuşulurdu.
Şimdi siyasetçiler sanatçıları gölgede bıraktı ve öyle bir “Siyasi Star Sistemi” yaratıldı ki magazin bile siyaseti takip ediyor.