Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Türkiye‘den ve Yunanistan‘dan barış çağrıları yükseldi ve iki tarafın da önde gelen sorumlu aydınları, politikacıları, bilim adamları, sanatçıları, iş adamları, hükümetlere çağrıda bulunarak bir barış köprüsü oluşturdular.
Yunanistan’dan Mikis Theodorakis, Dido Sotiriyu, Vassili Vassilikos gibi dünya çapında sanatçıların yanı sıra, 5 üniversite rektörü, 57 profesör, İşçi Konfederasyonu genel sekreteri, Yunan Ticaret Konfederasyonu başkanı, yazarlar, film yönetmenleri, şairler ve belediye başkanlarından oluşan önemli şahsiyetlerin imzaları, Türk tarafında Yaşar Kemal’den Fikri Sağlar’a, Aydın Güven Gürkan, Bahattin Yücel, Ercan Karakaş gibi milletvekillerine, Rıdvan Budak gibi işçi Konfederasyonu başkanından, Doğan Taşdelen, Ayfer Atay, Selami Öztürk, Ahmet Sarışın gibi belediye başkanlarına uzanan önemli bir imza listesiyle kucaklaştı.
İşin en sevindirici yönü, geniş bir katılıma yönelik yayın yapmamış olmamıza rağmen barış yanlısı okurlarımızın binin üstünde bir imzayla katılması ve ülkemizin önde gelen sanatçılarının, isimleriyle bu listeyi onurlandırmasıydı.
Bu isimlerin hepsi Yunan ve Türk basınında yayınlanıyor. Biz de bu köşede isimleri tek tek duyuracağız.
İki yakadaki dostlar tarihi bir belgeye imza attılar ve iki ülkenin dostluğu yolunda önemli bir temel oluşturdular.
Hepsini kutluyorum.
***
Fikri Sağlar dostum ise bir bakan olarak, müthiş bir barış mesajı verdi.
Telefonda “Bir aydın ve hükümet üyesi olarak elbette barıştan yanayım ve sanatçıların barış girişimini çok önemli bir adım olarak algılayıp imza atıyorum. Bu mesajın algılanmasını dilerim. Bu barış girişimini anlamayıp savaş kışkırtıcılığı yapanlara karşı ise hükümetimin tavrı neyse onu benimser ve sorumluluğumu yerine getiririm” diyordu.
Sevgili Fikri Sağlar‘ı bu örnek davranışından ötürü kutlamak istiyorum.
***
Bir de işin görünmeyen kahramanları var:
İstanbul’da benim büromda Hülya ve Atina‘da Theodorakis‘in bürosunda Rena, olağanüstü bir çabayla bu kampanyayı hazırladılar.
Rena‘yı tanımıyorum. Sadece telefonda konuştuk ama gece sabahlara kadar çalışırken bile eksilmeyen kahkahasından ve mizah gücünden onun da Hülya gibi neşeli ve sempatik bir genç kız olduğu anlaşılıyordu.
Birbirini tanımayan bu iki insan, son günlerde hummalı bir diyalog kurdular ve önemli kurumlarla tek tek konuşarak imzalarını alıp, her şeyi İngilizceye çevirip, bilgisayarda düzenleyerek birbirlerine faksladılar.
Pazar günü Theodorakis Atina dışındaydı. Ben de evdeydim.
Rena ve Hülya ise bizim haberimiz olmadan pazar günü de çalışarak listeleri hazırlamışlar.
Bazen birbirlerini arayıp “Sen ne durumdasın?”, “Sorma, çeviriyle uğraşıyorum!”, “Ben de öyle!” yakınmaları arasında ter dökmüşler.
Hülya, Şeker – İş’in İngilizce nasıl söyleneceğini düşünür ve “Herhalde sugar denmez!” diye kafa patlatırken, Rena da aynı tip zorluklarla boğuşmuş.
***
İki yakada pırıl pırıl iki genç insan.
Aynı sorumluluk duygusunu, aynı dostluğu ve aynı neşeyi paylaşarak, böyle önemli bir işi kotarıyorlar.
Günün birinde görüşseler ne güzel olur diye düşünüyorum.
Kimbilir benzer zorluklardan nasıl ilginç anekdotlar değiş tokuş eder ve kıkır kıkır gülerlerdi.
Politikacılar, medya mensupları, iki yakadaki önemli bürokratlar, askerler; Hülya ile Rena‘yı ve onlara benzeyen milyonlarca insanı birbirine düşman etmeye çalışmayın!
Onlara savaşın acısı yerine, dostluğun gülümseyişini sunmanız daha güzel değil mi?
NOT: Şanar Yurdatapan ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu temsilcilerine ortak mücadelemize destek ve katkılarından dolayı teşekkür ederim.
