Kitaplarını sadece Taner Timur olarak imzalayan ve gerçek bir bilim adamı olduğu için profesör unvanını üniversiteye saklayan dostum, yeni bir kitap yayınladı: Osmanlı Çalışmaları. Birkaç gündür elimden düşmüyor, büyük bir zevkle okuyorum. Ve bu kitap dolayısıyla belki bininci kere, Osmanlı tarihini bilmenin, bugünümüzü anlamak için nasıl vazgeçilmez bir anahtar olduğunu düşünüyorum. Çünkü kategorik olarak Osmanlı monarşisi yıkıldı, yerine Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ama bunu yapanlar aynı insanlardı, aynı halkın devamıydı. Bu yüzden Osmanlı politik ve sosyal geleneği, kollektif bilinçaltımıza kazınmaz biçimde yerleşmiş.
***
Birkaç örnek vereyim: Taner Timur'un, Naima'dan aktardığına göre, Osmanlı'daki şiddetli yeniçeri - sipahi kavgalarını bizzat vezirler çıkarmışlar. Hatta bunun için kendi adamlarını sipahi kılığına sokarak ve onlara yeniçeri öldürterek tahrik yöntemlerini de kullanmışlar. Naima'nın belirttiğine göre, bu kavgayı tahrik eden vezir "Yeniçerilerle sipahiler birbirleriyle öldüresiye boğuşmadıkça bize emniyet yoktur" demişti.
***
Düşünebiliyor musunuz? Osmanlı ordusunun iki birimi olan yeniçerilerle sipahilerin yıllarca süren kanlı kavgaları bizzat devlet tarafından çıkarılıyor. Çünkü rüşvet alıp yürümüş, ileri gelenler yolsuzluk batağına saplanmış, halkın devlete güveni kalmamış, memuriyetler ve kadılıklar bile parayla, rüşvetle satılır olmuş ve bu durumda halkın dikkatini başka konulara çekmek için yapay bir ordu içi kavga kışkırtılıyor: Sipahi kılığına soktukları adamlarına yeniçeri öldürtüyor ve iç savaşı körüklüyorlar. Bütün bunlar size bir şeyler hatırlatmıyorsa, rahmetli Uğur Mumcu'nun, devlet adına çalışan ve sol örgütlere sızarak eylem yaptıran ajan provokatörlerle ilgili kitaplarını okuyun. Ve Güneydoğu sorununu bir de bu açıdan değerlendirin.
***
Bir başka çarpıcı örnek Mustafa Reşid Paşa'dan. Paşa şöyle diyor: "Bir vezir memleketin iyiliği için çalıştığı vakit, yabancı ajanlar ustalıkla onun rakiplerinin etrafını sarıyor; bir yandan kıskançlıklarını tahrik ederek, öte yandan da Sultan nezdinde bir sürü entrika ile ruhunda bin bir şüphe yaratıyorlardı." Durumu değerlendiren Taner Timur, Osmanlılarda istihbarat örgütünün, yabancılar lehine kurulduğunu vurguluyor.
***
Sadece bu iki örnek bile, sevgili dostum Orhan Güvenen'in deyimlendirdiği "negatif seleksiyon", (halk deyimiyle ayakları baş yapmak) saptamasının ne kadar doğru olduğunu göstermekte. Kendilerini güvende hissetmek için iç savaş çıkaran hırsız devlet büyüklerinin birbirine kırdırdığı ordu mensupları örneği zaten yeteri kadar korkunç. Ama daha da korkuncu Reşid Paşa'nın söyledikleri: Yabancı ülkeler, Osmanlı'da dürüst, yurtsever ve becerikli devlet adamları istemedikleri için, eğer kazara böyle birisi ortalığa çıkarsa, onu hemen yok ediyorlar. Kullandıkları yöntem de rakiplerin kıskançlığını tahrik ederek, namuslu yönetici hakkında çeşitli kuşkular uyandırmak, söylentiler yaymak, Sultan'ı şüpheye düşürmek ve bir dedikodu mekanizmasıyla adamı yok etmek. Böylece meydan, yabancıların beğendiği biçimde beceriksiz, kötü niyetli, dar ufuklu, kıskanç yöneticilere kalacak.
***
Koskoca imparatorluğun gümbür gümbür çöküşünde bu çabaların etkisi yok mudur dersiniz? Sarayda yükselme yolları tıkanan Mustafa Kemal Paşa bile kendisini Anadolu'ya atmasaydı, onu da bin bir iftira ve yalanla bunaltacak ve yok etmeyi deneyeceklerdi. Zaten denediler de. İstanbul basını, Mustafa Kemal'in ne vatan hainliğini bıraktı ne ajanlığını...
***
Taner Timur gibi ciddi bilim adamlarımızın katkısıyla, Osmanlı tarihinin günümüze taşınması çok önemli bir gelişme. Bugünkü Türkiye'yi, bir tarih bilinci olmadan kavramamız olanaksız! Son günlerde okuduğum üç kitabı dostlarıma tavsiye ediyorum: İmge Yayınları'nın çıkardığı "Osmanlı Çalışmaları"nı, Milliyet Yayınları'ndan Murat Belge çevirisiyle çıkan "Yanya Sultanı"nı ve Altın Kitaplar'ın yayınladığı, Andrew Wheatcroft'un "Osmanlılar" incelemesini okumak, günlük gazeteleri okumaktan daha aydınlatıcı.
