Soğuk savaş döneminin ünlü sembollerinin başında, iki kırmızı telefon anılabilir:
Washington ve Moskova'yı birbirine bağlayan özel hattın ucundaki kırmızı ahizeler kaldırıldığı zaman, dünya bir nükleer felakete çok yaklaşmış olacaktı.

Bu telefonlar çeşitli fantezilere yolaçtı; filmlerde ve gerilim romanlarında sıkça kullanıldı.

Şimdi bu iki telefondan sözedilmiyor. Artık dönemlerini tamamlamış olarak, iki önemsiz ve acaip renkli telefon aletine dönüştüler.
Ama kırmızı telefonların yerini yavaş yavaş kırmızı eller alıyor: İnsanlar öldürülmeden önce telefona sarılmaya ihtiyaç duymayan kanlı eller bunlar. Dünyanın çeşitli köşelerinde savaşlar çıkarıyor ve insanları en eski ve ilkel içgüdülerine dönmeye, kabile savaşları dönemini açmaya çalışıyorlar.

Soğuk savaşın netliği, yerini tehlikeli bir karmaşaya bıraktı.
Soğuk savaş, iki ekonomik sistemin ayrılığı temeline dayanıyordu ve yeni bir çelişkiydi.

Oysa din ve kabile savaşlarının kökleri çok eskiye dayanıyor; belki de insanlığın ilk dönemlerine...
Bu köklü çelişkilerin giderilmesi, kapitalist-komünist çelişkisinin çözülmesinden çok daha zordur.

Çünkü insanlar, otuz-kırk-elli yıllık partilerini bırakıp, altıyüz yıllık, bin yıllık partilerine sığındılar. Dedelerinin tarikatlarına, mezheplerine ve bölgeciliklerine sarıldılar yeniden.

Her sabah yüzmilyonlarca insan katolik, ortodoks, protestan haçının ya da yahudi yıldızının altında toplanıp ağlıyor, müslüman hilalinin yükselişini izliyor.

Birkaç yıl önce Rusya'nın Zagorsk kilisesinde bir ayin izlemiştim. Sovyet Kültür Bakanlığının davetlisi olan bir batılı aydın grubu içindeydim. Yanımda Graham Green duruyordu. Ortodoks korolarının ilahileri yükselince dönüp baktım, büyük romancının gözlerinden iki sıra yaş geliyordu.

Din, insanların en köklü ve sarsılmaz ögesi.

İki kırmızı telefonu unutan dünya, yirmi kırmızı el tarafından yönlendirilmeye başlanırsa, bu fanatizm yüzünden olacak.

XXX

"Global..."
Bu sözcük, son yıllarda kendini çok duyurdu.
Bizde de "globalleşme", "küreselleşme" biçimlerinde kullanıldı.

Dünyadaki sorunları tek tek ve bölgesel olarak değil, bir bütün halinde, küre çapında algılayan bu sözcük dünya aydınlarının modern siyasi literatüründe kendisine itibarlı bir yer edindi.
Ama gerçekten "globalleşme" oldu mu dünyada?

Bir bakıma evet!
Dünya adını taşıyan planetin ortak sorunları daha çok gündeme geldi ve birlikte çözümler üretildi.

Ama aynı zamanda "küreselleşme"nin tam tersi gelişmeler de yaşandı. Bölgecilik ve kabilecilik hayaletleri hortladı.

Dolayısıyla içinde yaşadığımız dönemi, birbiriyle çelişen iki eğilimle açıklamak mümkün:
Küreselleşme ve bölgeselleşme!

Bu çelişkili boyut, önümüzdeki yıllarda da dünya haritasını değiştirmeye devam edecek.