Geçen hafta iki gün geçirdiğimiz Minsk, ne kadar yokluk içindeyse, Hamburg kenti o kadar pırıltılı ve zengin. Dünyanın o bölgesinden batı Avrupa'ya gelince, zengin mahallesine düşmüş gibi oluyorsunuz.
Rusya'daki sistem, zaten az olan malı satmamaya dayanıyor. Bir şey satın almak istemeniz ya da lokantada yemek üstüne bir kahve daha içeceğinizi belirtmeniz neredeyse suç. Sistem alışverişin ayıp olduğunu yerleştirmiş kafalara.
Batı Avrupa tam tersini yapıyor. Toplumdaki en yüce değeri ticaret olarak belirliyor.
Bir mahalle büyüklüğündeki mağazalar, dünyanın her köşesinden getirilmiş kaliteli mallarla dolu... Bunlar en yeni tekniklerle, en şık biçimde sunuluyor.
Avrupa'nın modern tapınakları bu büyük mağazalar. İnsanlar ihtiyaçları olmayan şeyleri satın alıyorlar. Çünkü alışveriş yapmak başlıbaşına bir amaç ve eğlence biçimi olmuş. Avrupalı için vitrinlere bakmak ve o dükkandan çıkıp ötekine dalmak, yaşamın vazgeçilmez zevklerinden biri.
Bu iki ucu görünce, mal satmayan sistemle, mala tapınan sistem arasında daha akılcı ve insani bir üçüncü yol bulunamaz mıydı diye düşünüyorsunuz. Alışveriş o kadar önemli bir konu ki, koskoca Sovyetler Birliği'ni yıkan nedenlerin başında geliyor.
XXX
Hamburg'ta konuştuğum bir Alman politikacı "Türkiye için hep köprü benzetmesi yapılır" dedi. "Türkler de kendi misyonlarını böyle görüyor: Doğu ve batı arasındaki köprü. Bu yüzden Avrupa'nın kendilerini desteklemesi gerektiğini düşünüyorlar. Ama ben Avrupa'da her- kesin bir köprü istediğinden emin değilim."
Alman politikacının söyledikleri, bende köprü olma işlevimiz hakkında kuşkular yarattı.
Gerçekten de batıda herkes, doğuyla bir köprü kurmak istiyor mu?
Ya da doğudakilerin böyle bir niyeti var mı?
Soğuk savaş döneminin Kapitalist-Komünist çelişkisi ortadan kalktıktan sonra, doğu ve batı kavramları yeni içerikler kazandılar: Genel hatlarıyla Doğu İslamı, Batı ise Hıristiyanlığı anlatıyor. İnsanlar gene eski, arkaik savaşlarına dönüyorlar.
Cezayir örneğinde görüldüğü gibi, doğuda İslam radikalizmi egemen olurken, batı Hıristiyan radikalizmine kayıyor. İşte Belçika, Almanya, Fransa.
Ve iki tarafta da tutumlarını gittikçe sertleştiren radikal gruplar, karşı tarafla bir yumuşama ve diyalog peşinde değil.
Bu durumda, bir köprüye ihtiyaçları yok. Hatta tam tersine köprüyü zararlı görüyorlar.
Böylece Türkiye adını taşıyan köprünün, iki tarafa da yaranamama tehlikesi başgösteriyor.
Ama köprünün önemi de tam bu noktada ortaya çıkıyor.
Dünyanın güvenliği, insanlığın sonu gelmez din savaşlarından kurtulmasına bağlı.
Hem batıyı, hem doğuyu içeren ve ilk laik, modern İslam ülkesi olma ayrıcalığını taşıyan Türkiye, doğudaki ve batıdaki sağduyulu insanlar için vazgeçilmez bir model oluşturmalı.
Avrupa içindeki Hristiyan grupların, Türkiye'ye sıcak bakmadıkları belli oluyor,
Önümüzdeki dönemde, iki taraftaki radikallerin de hoşlanmadığı bir köprü olacağız gibi görünmekte.
