Amerikalı psikolog Aleksander Lowen diyor ki: “İktidarla mutluluk, aynen ateş ve su gibidir. Biri çoğaldığı zaman öteki mutlaka azalır”. Doğru bir söz! Benim gözlemlerim de doğruluyor bunu. İktidar arttıkça hırslar, hesaplaşmalar, intikam duyguları ortaya çıkıyor ve insan yaşamındaki sevinçler giderek azalıyor. İktidarların her biçimi için geçerli bu. Siyasi iktidar, para iktidarı, şöhret… İnsan kitleleri üzerinde etki yaratmaya yönelik her türlü “nüfuz” aracı, birer iktidar biçimi aslında. Gençlik buluşmalarında hesapsız kitapsız bir sevinç seline kapılarak, yaşamdan, doğadan ve aşktan konuşan insanlar, iktidar sahibi olduklarında acılaşıyor ve kimin kime kazık attığından başka bir şey konuşmuyorlar. Zenginleri, diğer zenginlerin parası ilgilendiriyor. Siyasiler sadece diğer siyasilerin yaşamlarına bakıyorlar.

Türkiye son zamanlarda bir iktidar çılgınlığı yaşıyor. İnsanlar kendilerini yükseltecek bir sıçramanın ve bir kişisel iktidarın peşinde. Kimse içinde bulunduğu koşullarla yetinmiyor. Olağan, alçakgönüllü insan hayatları yetmiyor artık. Herkes ya çok ünlü bir iş adamı olmak istiyor, ya da ünlü bir televizyoncu, kitlelerin peşinde koştuğu bir artist olma hayalleri kuruyor. Bütün bu özlemler de kısacası “yırtma” sözüyle açıklanıyor. Genç kızların söylediği pop şarkılarından, politik kulislere kadar uzanan bir jargonda “Herif yırttı abicim!” deniliyor. “Bi de biz yırtsak!” özlemleri dile getiriliyor. Oysa tek tek bireylerin bu kadar büyük bir “yırtma” isterisine kapıldığı bir ortamda, toplum olarak “yırtmak” olanaksızlaşıyor. Bireysel hırsla, toplumsal kalkınma arasında ters orantılı bir ilişki var. Zaten bundan dolayı Japonya, Almanya, İngiltere gibi kolay örgütlenebilen ve kişisel hırsları bastırmayı öğrenmiş toplumlar sıçrama yapıyor.

Bir toplum geliştikçe, çocuklara, hastalara, sakatlara, yaşlılara ve yoksullara daha çok özen gösterir. Çünkü herkes gücünün ve sağlığının doruğunda değildir ve kendini koruyamaz. Toplum kendi içinde yaralarını sarmalı ve kötü durumda olanlara, zayıflara ve düşkünlere destek olmalı. Oysa öyle bir kör döğüşü ve iktidar mücadelesi yaşıyoruz ki, kıran kırana kavganın ortasında kimsenin durup da alta düşmüşleri düşünecek hali yok. Bu da belki bir gelişme biçimi. Ama barbarca bir gelişme olduğu da ortada.