İlk günlerde herkesi dehşete düşüren Ergenekon dalgası giderek biçim değiştiriyor ve ordunun bir iç hesaplaşması izlenimi vermeye başlıyor.Hatırlarsanız, iki paşanın gözaltına alınmasıyla şaşkına dönen kamuoyu, gözünü orduya çevirmiş ve “Acaba ne diyecek?” beklentisine girmişti.Ordu hiçbir şey söylemedi.Daha sonra paşaların gözaltına alınış işlemlerini yasa gereği polisin değil askerin yürüttüğü bilgisi geldi. Demek ki komuta kademesinin bu işten haberi vardı. Bir oldu-bittiyle karşı karşıya kalmamışlardı.Daha sonra Hilmi Özkök, iddiaları onaylar mahiyette sözler etti.“Kasaptaki ete soğan doğranmaz” dedi. Yani soğanı, et kasaptan çıktıktan sonra ekleyecekti.Bütün bunlara Başbakan’la ve AKP’ye yakın şirketlerle akçalı ilişkilere giren kuvvet komutanının hikâyesini eklediğinizde ortaya çok ilginç bir manzara çıkıyor.Ordu üst kademesi kendi içinde bir hesaplaşma yaşamakta.Ama bu arada kurum olarak da yıpranmakta.

Bu detayları, büyük resmin içine yerleştirdiğimizde ne görüyoruz?Türkiye’de laik rejimin bekçisi olduğu düşünülen Silahlı Kuvvetler’in giderek güç kaybetmekte olduğunu.Bunu görmemek içini kör olmak lazım.Acaba bu güç kaybı, beraberinde bir rejim değişikliği mi getirecek?Bekçilik görevini yerine getiremeyen bir silahlı kuvvetlerle mi karşı karşıya kalacağız?Son günlerde birçok kişinin kaygı dolu mesajlarla ilettiği soru bu.

Öte yandan AKP de bir kapatma davası ile karşı karşıya.Eğer ağustos ayında iktidar partisi kapatılırsa neler olabilir?Bence olasılık tektir. Kırk beş gün içinde, yerel seçimlerle birleştirilmiş bir genel seçime gidilecektir.Bu seçimlere yeni bir isimle girecek olan AKP kadrolarının yine birinci parti olacağını kestirmek için müneccim olmaya gerek yok.Peki bu durumda ne olacak?

Bu sorular bizi dönüp dolaşıp aynı noktaya getiriyor:Bir ülkede Silahlı Kuvvetler rejimin bekçisi olamaz, olmamalı.Bu işi sivil siyaset başarmalı.Eğer gelecek seçimlerde hiçbir partinin yeni AKP’yi alt edemeyeceğini düşünüyorsak, problemin özüne yaklaşmışız demektir.Bu öz şudur: AKP karşısındaki boşluk, dağınıklık, zayıflık.Eğer bir gün bir parti ya da bir lider çıkıp da ülkenin aydınlık kesimlerini müthiş bir coşkuyla ayağa kaldıramazsa, bu günleri aratacak günler geliyor demektir.Şu andaki muhalefet bu umudu vermiyor, veremiyor.Keşke verseydi de bunları yazmak zorunda kalmasaydık.Ama bir ülke kaybediyoruz ve ben bunları yazmaya mecburum.