Çarşamba günu Netaş'ın İlad'la işbirliği
yaparak düzenlediği "İletişim Zirvesi'ne
katıldık.

Ertuğrul Özkök, Tınaz Titiz ve Haluk
Şahin'in de katıldığı paneli Aydın Uğur yö-
netti.

Konuşmaya başlarken iletişim teknolojisi
ni, insan boyutundan sıyırarak ele almanın
ve bu teknolojiyi fazla abartmanın tehlikele-
rine değindim.

Çünkü toplantıyı düzenleyenler, modem
gereçler yoluyla aramızdaki iletişimi çok fark-
lı yöntemlerle gerçekleştirebilirlerdi.

Birbirimizin düşüncelerini fax'lar aracılı
ğıyla öğrenebilirdik. Telefonda "conferen-
ce call" tekniğiyle konuşabilirdik. Birbirimi-
zin bilgisayar terminallerine girebilirdik.

Kısacası bu düşünceleri yüz yüze gelme
den de tartışabilirdik.

Ama öyle yapmadık.

Bir salonda biraraya geldik.

Demek ki soğuk bir düşünce alışverişi ye
rine bir insan sıcaklığı aradık.

Birbirimizin yüzünde oluşan ifadeleri gör-
mek, topluluğun yükselen elektriğini hisset-
mek, seslerimizdeki titreşimleri algılamak için
toplandık.

Bu durum, insanın insana duyduğu ihti
yaçtı.

Ve bunun yerini hiçbir iletişim metodu
alamazdı.

Bu saptamayı yaptıktan sonra, iletişim ça-
ğıyla ilgili kuşkularımı ve daha sonra da
umutlarımı dile getirdim.

Bu konuşmayı sizlere de iletebilmek ama
ayla özetle sunuyorum:

"Bir genelleme yapacak olursak, çağımız
da iletişimin gelişmesi, insanların arasındaki
iletişimi arttırması bakımından ilk bakışta çok
olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir.
Buna ben biraz kuşkulu yaklaşmak istiyo-
rum. Acaba iletişim her alanda doğru mu?
Acaba iletişim, sandığımız gibi en yüksek
noktasında mı? Ve biz insanlar televizyonlar,
uydular, bilgisayarlar dünyayı bir bilgi akışı
ağı içine sarmadan önceki zamanlarda ileti-
şimsiz mi yaşıyorduk? İnsanlar birbirinden
habersiz mi yaşıyordu?

"Once bu sorulann cevabını vermek la-
zım. Çünkü her çağ kendi değerleriyle övü-
nür. Geçmişin nostaljisini duyar ama kendi
ürettikleriyle de övünür. Biz de kendi kendi-
siyle çok övünen bir çağız. Çok büyük deği-
şiklikler yapmış bir çağın çocuklarıyız. Dün-
yadaki iletişimi en üst düzeye çıkaran kuşak-
lar bizler olduk diye övünüyoruz. Oysa, aca-
ba iletişimin en üst düzeyinde mi yaşıyoruz
ve iletişim acaba olumlu mu? Bu ikisini bir-
birine bağlayarak cevap vermek istiyorum.

"İkisinden de kuşkuluyum, çünkü yüzyıl-
lardan beri insanoğlunun, dünyada çeşitli
yollarla kurduğu iletişimler var. Belki daha
uzun vadeli, belki bu kadar çabuk değil, ama
belki daha derinlemesine, belki daha doğru.
İslam filozoflarının Yunan düşüncesiyle alış
verişe girmeleri belki yüzyıllar aldı.

"İstanbul'un fethinden sonra İtalya'ya gi
den bilim ve sanat adamlarının yarattığı Rö-
nesans uzun bir sürede gerçekleşti. Bunlar
belki daha uzun vadede ortaya çıkan 50 se-
nelik, 100 senelik süreçler. Ama daha doğru
sonuçlar alınabiliyor. Çünkü bir doğal selek-
siyon var.

"Bunu modem şiirle, klasik şiir ve halk şi-
iri arasındaki ilişkiye benzetecek olursak
halk kültüründen, bütün dünya halkların-
dan bize taşınan her ürün değerlidir. Çün-
kü bize taşınması için daha önce bin bir se-
leksiyondan geçmiştir. Yani halk onu yüz-
lerce yıl, "oral literatürde" bir şiir olarak ta-
şımış ve Yunus Emre'yi bize 700 yıl sonra
hediye etmişse burada hiçbir manipülas-
yon, hiçbir medya oyunu yoktur. Doğal se-
leksiyondur. Yunus Emre gibi belki milyon-
larca şair vardır. Onların hiçbirini biz bilmi-
yoruz. Bir tek Yunus Emre'yi biliyoruz. Do-
layısıyla doğal ilk seleksiyondan geçmiştir.
Bir nevi kendi yatağındaki taşı, binlerce yıl-
da temizleyip sedefli bir hale getirmesi gibi
cilalamıştır. Oysa modem şiire baktığımız
zaman değerini ölçemiyoruz. Çünkü belki
de medya değeri olarak çok ünlüdür. Bir-
denbire, bir günde meşhur olan değerler
var dünyada. Yani doğal seleksiyon ve
halklaın kendi içindeki doğal alışverişlerini
engelleyen bir boyutu var bu bilgi akışının.
Devam edecek"