"Çağımızda bütün alanlarda büyük bir Anglo-Sakson egemenliği var. Filmde, kaçınılmaz bir şekilde Amerikan filmleri egemenliği var. Müzikte, Amerika ve İngiltere dışında hiçbir müzikal ürün yok gibi dünyada. Şöyle bir baksanız, dünyadaki plakları en çok satan şarkıcıları bir saysanız, "Tanrı nedense Kuzey Amerika denen kıtaya ve İngiltere denilen adaya en güzel sesli insanları toplamış" yargısına varırsınız. Oysa, bütün dünyanın müzik geçmişini düşünün. Hint müziğini düşünün, Doğu müziklerini düşünün. Yani bütün müzikal geçmiş, insanların yaşama alışkanlıkları, mutfakla- rın tek tip bir kültüre doğru gidi- yor ve biz Türkiye'de lokal ola- rak lahmacun egemenliğinden yakınırken, evrensel üniformala- ra girmiş oluyoruz. Bu da insan- ları çok kolay manipüle edebil- mesi nedeniyle iletişimin olum- lu olmayan bir yanını ortaya ko- yuyor.
"Çok gezen birisi olarak, dünyanın çok değişik kültürlerine sahip ülkele- rinde bu üniforma kültürünü görme- nin kırıklığını yaşayan bir insanım. Çünkü Bangkok'a gidiyorsunuz. Bangkok'da Tayland'ın o tay efsane- leri ile ilgili büyük bir kültürle karşıla- şacaksınız sanıyorsunuz, ama televiz- yonu açıyorsunuz, Dallas'ı seyredi- yorsunuz. Sinemaya gidiyorsunuz Robert De Niro, Meryll Streep filmle- rinden geçilmiyor. Yemek yiyeceğiniz yerler fast food. Televizyon olmasay- dı, bunların etkisi bu kadar kolayca dünyaya yayılamazdı. Bu beni çok ürkütüyor. Anglo-Sakson kültürüne karşı bir düşmanlığım yok, aksine çok severim, ama insan Bangkok'a gitti- ğinde o ülkenin kültürünü görmek is- tiyor.
"Bir üçüncü olumsuzluk da, bir "fazla bilgilendirme" çağın- da yaşıyor oluşumuz. Bilgi ve bilgi alma kaynaklarımız o ka- dar aşırı boyutlara gitmiş ki, ar- tık portakal bahçesinde porta- kal yiyemeyen insanlar gibi ağaçları seyrediyoruz. Çünkü ev- de, önünüze içinde üç portakal bulunan bir tabak gelse zevkle yersiniz ama içinde milyonlarca portakal ağacının bulunduğu bahçede portakal yiyemezsiniz. Hangi bilgiyi alacaksınız? Tele- vizyonu açıyorsunuz şu anda bizde 8-10 kanal var. Onun dı- şında dünya kanallarının sayısı 50-60'ı buluyor. Süratle de art- maya devam ediyor sayıları. 80- 90 kanalda ne seyredersiniz? O arada, bir de kitap okumanız la- zım. Bütün dünyanın eserleri korkunç bir süratle çevriliyor. O kitaplar da geliyor elinizin altı- na. Herhangi başka bir araştır- ma yapacak olsanız, mikro film- ler yoluyla milyonlarca kitap, dünyanın en büyük kitaplıkları da elinizin altında. Kendi eviniz- deki kompüterdə tuşlara basıp bunlara bakabilirsiniz. Bütün bunlar arasında ne yapacaksı- nız? Bütün bunların arasında "Boşver, deniz kenarına gidip, kumda yürüyeyim"den başka bir tepki gelmiyor insanın içinden.
"Herhangi bir birey, her gün en az yüz kişinin ölümünü seyrediyor. Ga- zeteleri açıyor, her gün ölüm haberi var, cinayet resmi var. Televizyonu açıyor. Televizyonda haberlerde kitle ölümleri var. Ağlayan insanlar var. Müthiş bir ölüm aşınması bu.
Devam edecek
