Geçen hafta iki ilginç akşam yemeğine katıldım. “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüğünü duyduğunu anlat” diyecek olursanız öncelikle belirtmem gerekir ki bu yemeklerin özelliği yeme içme değil, masa başında buluşanlardı.İlginç konuşmalara tanık oldum, pek de sıradan olmayan görüşler dinledim.Bu yüzden aşağıda okuyacaklarınız benim görüşlerimi değil duyduklarımı yansıtıyor.Söylenenler konusunda tartışma hakkını saklı tutarak sizlere aktarıyorum.
Bu yemeklerden ilki Ahmet Ertegün ve eşinin nazik davetiyle gerçekleşen ve Henry Kissinger’ın da katıldığı küçük bir toplantıydı.Katıldığım ikinci davet ise Avrupa Parlamentosu’nun bazı mensupları tarafından düzenlenmişti.Önce Kissinger…Soğuk Savaş döneminde Amerikan dış politikasını yürüten Henry Kissinger’ın anlattıklarından Amerika’nın İran’ı vurmaya kesin niyetli olduğu sonucunu çıkarttım. (Ama hemen belirtmeliyim ki bu bir demeç değil, benim izlenimim!)Elbette Kissinger şu anda resmi bir ağız değil ama Cumhuriyetçi partinin bir taktisyeni olarak, söyledikleri önemli.Eski bakan Sovyetler Birliği ile yaşadıkları gerilim yıllarında gerçek bir tehlike mevcut olmadığını belirtiyor, karşı tarafta da sorumlu bir devlet bulunduğunu ve kimsenin nükleer bombayı gönderecek düğmeye basmayacağının bilindiğini söylüyor.Ama şimdi durumun değişik olduğu kanısında.İran’a güvenmiyorlar ve bu yüzden nükleer silah edinmesinin önüne geçmenin şart olduğunu düşünüyorlar.(Aynı hafta başka bir kaynak, bu kış İran’ın nükleer tesislerine karşı yine nükleer taktik silahlarla bir saldırı yapılacağını söyledi.)Kissinger Irak konusunda da ilginç şeyler söylüyor: Her gün Osmanlı haritasına “nostalji”yle baktığını ve bu devletin Şii, Sünni ve Kürt eyaletleri yaratmış olmasının tek çözüm olduğunu vurguluyor.
Bu ilginç konuşmalardan birkaç gün sonra Avrupalı parlamenterlerle bir masa çevresinde bir araya geldik.Buradan çıkardığım sonuç hiç kimse için sır değil.Türkiye ile AB’nin bir tren kazasına doğru gittiğini zaten biliyorduk, yemekten sonra bu görüşüm daha da güçlendi.Bir parlamenterin 301. madde hakkında söyledikleri ise şaşırtıcı bir itiraf dozu taşıyordu.“Ankara bizden daha zeki” diyordu Avrupa Parlamentosu mensubu.“AB’nin değiştirilmesini istediği her yasa için hemen bir yedekleme yapıyorlar. Şimdi belki TCK’nın 301.maddesini değiştirirler. Çünkü aynı anlayışı Terörle Mücadele Yasası’na koydular.”
İşte İstanbul’da iki akşam yemeği ve dar toplantılarda konuşulanlar.İlginç değil mi! İleri sürülen fikirler hakkında söylenecek çok söz var.Ama sadece kendi sesimizi değil, dışarının sesini de duymak, bizim hakkımızda neler düşündüklerini öğrenmek önemli.Hepimizin hissettiği gibi, Türkiye ve bölge çok büyük değişikliklerin arefesinde.Umarım her şey iyi olur ve giderek çığrından çıkan dünyada, sakin bir liman gibi yaşayabiliriz.Buna pek ihtimal vermesem bile böyle düşünmek ve gelişmeleri iyiye yormak hoşuma gidiyor.
