Filistinli’nin başına çöküp, kolunu kıran İsrail askerlerinin görüntüsü dünyayı ve Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Hala gözümüzün önünden gitmeyen o sahne, insan vicdanını yaralamıştı. Los Angeles’te zenci Rodney King’i döven polislerin amatör filmi, büyük bir ayaklanmaya neden oldu ve insanlar bu vahşete tepki gösterdiler. Türkiye’de daha da vahşi olaylar yaşıyoruz ve kimsenin kılı kıpırdamıyor. Salman Kaya’yı insafsızca döven ve başına telsizlerle vuran polisler, elbette bir yerden cesaret alıyorlar. Salman Kaya’nın başına inen darbelerden birinin beyin kanamasına yol açması işten bile değildi. Bu durumda polisler bir milletvekili öldürmüş olacaklardı. Zaten olaylar bu hızda giderse, birkaç kişi ellerinde kalacak. Yere düşmüş genç kızları sırayla tekmelemek, dağılmaya çalışan insanları sürek avı gibi kovalamak hangi yasaya göre yapılıyor? Ankara Emniyet Müdürü’nün ve polislerin açığa alınmaları yetmez. Bunların adalet önünde hesap vermemeleri halinde, kendimizi gittikçe büyüyen bir kan davasının içinde bulacağız.
Eğer Salman Kaya’nın dövülmesi Ankara’da değil de Bosna’da olsaydı ve biz ekranlardan bir müslümanı aralarına alıp insafsızca döven Sırpların görüntülerini izleseydik, ortalık ayağa kalkar ve protesto yürüyüşleri düzenlenirdi. Bizde ise çıt çıkmıyor. Hatta Türk basının bazı kibar kalemleri, dövülen milletvekilleni suçlu çıkarmaya uğraşan yazılar yayınlıyor. Pes doğrusu!
Aslında o üç dört polis tek suçlu değil. Yıllardan beri bu ülkede, kimseden hesap sorulmadı. Kim insan haklarını ihlal ettiyse ödüllendirildi ve yüceltildi. Dünyanın bütün uygar ülkelerinde ihtilalciler hesap verirken, bizde devlet büyüğü olarak onurlandırıldılar. İşkenecede adam öldürenlerin sırtı sıvazlandı. 17 yaşındaki genci, yaşını büyüterek idam ettirenlerin eli öpüldü. Sonunda iş o kadar çığrından çıktı ki, trafik polisi kızdığı sürücüyü çekip kalbinden kurşunlamaya başladı.
Bu arada milletvekiliyle birlikte hükümet de durmadan dayak yiyor. Günaydın gazetesi, Başbakan’ın iki bakanla yaptığı ve hassas konuların görüşüldüğü telefon konuşmasının bandını yayınlıyor. Bir ülkenin başbakanını kim dinler? Kimler bunu götürüp gazeteye verir? Ne karanlık ilişkiler bunlar?
Olayın bir tek teselli edici yönü var: “Tansu Çiller’i kendi grubu da dahil, kimse dinlemiyor artık!” Diye yakınmalar duyuluyordu. Meğer bal gibi dinliyorlarmış!
