Nelson Mandela, 1956 yılında, “Apart- heid” e karşı direndiği için, vatana ihanet suçuyla yargılanmış ve 1964’te ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Mandela’nın yargılandığı ve hapis yattığı yıllar boyunca Türkiye’de de bir çok aydın ve yazar “vatan haini” damgası yemiş ve yargılanmıştı. Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Çetin Altan ve daha birçok isim, ömürlerinin bir bölümünü askeri ve sivil hapisanelerin duvarları ardında geçirmişti.. Nelson Mandela bir gün hapisten çıktı. Bizim aydınlar da çıktılar ama genç kuşaklarda yeni tutuklamalar ve cezalandırmalar sürüp gitti. Irk ayrımının en zalim örneklerini veren ve dünyanın utancı haline gelen Güney Afrika 1994 yılında bir seçim yaptı ve “vatan haini” Nelson Mandela’yı cumhurbaşkanı seçti. Türkiye ise 1994 yılında, hala Nazım Hikmet’i korkuyla yasaklıyor, yazarlarını cezalandırmaya çalışıyor ve kitap yazan bilim adamlarını hapse atıp, millete ve vekillerine başkent meydanlarında meydan dayağı çekiyor. Yüzlerce yıldır köle olarak yaşamış siyah Afrikalılar, geçmişinde dünya imparatorlukları bulunan Türklerden çok daha önde ve daha modern. Biz kendi kafalarımızdaki orta çağ mağaralarının yarattığı korkular içinde çırpınıp duruyoruz ve yıllardır bizi pençesine almış olan kitap düşmanlığı, kültür düşmanlığı yüzünden “uygar ülkeler ailesi” nden gittikçe uzaklaşıyoruz.

Sakın kimse Türklerin de Çankaya Köşkü&ne bir eski siyasi mahkumu oturttuğunu söylemesin Süleyman Demirel, Mandela gibi bir rejim muhalifi değildir. Rejimin taa kendisidir. Mandela gibi “vatan haini” olarak damgalanmamıştır. Askeri darbelerle yerinden olması, Türkiye’nin egemen rejiminin kendi içinde cilveleşmesinden ibarettir. Kendimizi kandırmayalım: Henüz, Nelson Mandela’yı Cumhurbaşkanı seçe- bilen Güney Afrika halkı kadar olgunlaşamadık. Demokrasimiz, bir grubun kendi içinde oynadığı bir oligarşi oyunu. Hele siz bu oyunu, izin verilen kum havuzunun dışına çekmeye çalışın da görün başınıza neler geldiğini.

Dünyanın en itibarlı liderlerinden birisi olan Mandela, yüzyılın belki de en itibarlı lideri Atatürk adına verilen ödülü almayı reddetmişti. Atatürk’e saygı duymadığı için değil, ödülü Kenan Evren’den almak istemediği için. O zaman basınımızda “Namussuz Arap!” gibi kaliteli protesto yazıları yer almıştı. O şimdi cumhurbaşkanı! Neyse Mandela&’yı bırakıp biz gene kendi işlerimize dönelim:”Mantı partisinde Mesut’u kimler kışkırtmış? Telefon skandalı Güreş’e karşı olanların işi mi? Cavit Çağlar, kimlerle gizli buluşma yapıyor?” gibi evrensel sorunlarımızla uğraşıp, Doçent Başkaya’dan sonra kimi hapse tıkacağımızı kararlaştıralım.