17 Mayıs, Pazartesi, saat 10.
Paris pnl pml bir bahar güneşiyle yıka
nırken, biz, Unesco Genel Merkezi'ndeki
toplantı salonunda oturmuşuz.

Dikdörtgen masanın başında Unesco
Genel Direktörü Federico Mayor oturu-
yor. Sol yanında ben varım.

Tam karşımda ünlü siyasetçi Bernard
Kouchner oturmakta. Yanında Zambiya
Cumhurbaşkanı Kenneth Kaunda, o-
nun yanında da ünlü rock şarkıcısı Mick
Jagger'ın eşi Bianca Jagger var.

Karşı sıra Amerikalı ünlü soprano Bar-
bara Hendrix ve Meksika Kültür Ba-
kanı'yla devam ediyor.

Bizim sırada ise, yanımda Fransız Aka-
demisi üyesi Jean D'ormesson ve Çinli
yazar Han Suyin var.

Dünya Kültür Günü için biraraya gelen
bu grubun teması "Üçüncü Bin Yılın E-
şiğinde Kültürün Biçimlenmesi."

Ne var ki birkaç teorik konuşmadan
sonra konu ister istemez Bosna-Hersek
dramına kayıyor.

Bakanlığı sırasında Bosna'da önemli qi
rişimlerde bulunmuş olan Bernard Ko-
uchner bu konuda başı çekiyor.

Heyecanlı bir üslupla: "Avrupa'nın gö-
beğinde evler ateşe veriliyor, insanlar
öldürülüyor" diyor. "Şu toplantı sıra
sında orada çocuklar ölmekte. Bura
da uzun vadeli eğitim ve kültür tar
tışmalarına giremeyiz. Acil olarak bir
şeyler yapmalı ve dünya kamuoyunu
harekete geçirmeliyiz.'

Kouchner Bosna konusunda Fran-
sız, İngiliz ve Alman hükümetlerini suç
luyor ve "Amerikalılar ne yapsın?" di-
yor. "Müdahale kararı aldılar ve Avru-
pa'daki en yakın müttefiklerinin des-
teğini istediler. Ama Avrupa Hükü-
metleri destek vermemekte ısrar edi-
yor."

Bianca Jagger, Bosna'dan o sabah
döndüğünü ve toplantı bitince hemen
Tuzla'ya gideceğini söylüyor.

Can çekişen iki Müslüman çocuğu Pa
ris'e getirip, hayatlarını kurtarmak için çır-
pınıyor. "Çocuklar kan kusuyor" diyor
ve ağlamaya başlıyor.

Bernard Kouchner'in önerisi batının der-
hal bir "İnsan Haklan Ordusu" kurup du-
ruma müdahale etmesi.

Bu iki yürekli insanın çıkışları, diğer ay-
dınlar tarafından benimsenmiyor.

Han Suyin, dünyanın bir çok bölgesin-
de problem olduğunu ve Bosna'nın tek
başına ele alınamayacağını söylüyor.

"Dün akşam Paris metrosunda bir
genç gördüm. Fazla uyuşturucu do-
zundan ölmek üzereydi. O da kan ku-
suyordu ve kimse ilgilenmiyordu" di-
yor.

Bu tavrı onaylayan katılımcılar, konu-
muzun kültür ve eğitim olduğunu, Bosna
sorununu karıştırmamamız gerektiğini sa-
vunuyorlar.

Bunun üzerine kendimi tutamıyorum.
Bernard Kouchner ve Bianca Jag-
ger gibi iki namuslu insanı kutlamak istedi-
ğimi belirterek başlıyorum söze. İngilizce o-
larak yaptığım konuşma, anında Fransızca,
Ispanyolca ve Rusça'ya çevriliyor.

Jean Paul Sartre, "Açlıktan ölen
Çocuğun yanında benim bütün kitap-
larım neye yarar?" demişti.

Tolstoy da pek az kişinin bildiği
son kitabında, kendisi dahil olmak ü-
zere gelmiş geçmiş bütün sanatçıları
sahtekar ve yalancı ilan etmişti. Çün-
kü hiçbiri insanoğlunun mutluluğu a-
macına yönelik eser vermemişti.

Kitabı okuduğum zaman Tols-
toy'un bu düşüncesini aşırı bulmuş-
tum ama burada bazı arkadaşlarımı-
zın tavrını görünce hak vermeye baş-
ladım.

Bu toplantıda Bosna konusunu ben ac-
madım. Çünkü tek Müslüman ülke temsil-
cisi benim. Konunun bir Müslüman daya-
nışması olarak yorumlanmasından çekin-
dim.

Oysa Bosna'daki "etnik temizlik"
vahşetine karşı çıkmak, insan olma-
nın, aydın olmanın ilk koşuludur.