“ Türkiye’deki İnsan Hakları Bakanlığı ile Tibet‘deki Denizcilik Bakanlığı eşdeğerdedir. Çünkü Tibet ‘te nasıl deniz yoksa Türkiye’de de insan hakları yoktur.” Bu görüşe katılır mısınız bilmem ama Mehmet Kahraman nihayet, Türkiye’deki İnsan Hakları Bakanlığı komedisine bir son verdi ve istifa etti. Zaten bakanlığın kurulması bir hataydı. Çok kurnazız ya, aptal Avrupalı‘yı “Bak biz de insan haklarının bakanlığı bile var!” diye kandıracağız.
Dün Mümtaz Soysal da yazıyordu: Fransa eski Dışişleri Bakanı Roland Dumas, “Türkiye Avrupa Konseyi içinde bir kanser urudur“ deyivermiş. Dumas‘ nın görüşleri şöyle özetliyor: “ Türkiye 1950‘ lerden beri Avrupalı olmaya çalışıyor. Ancak bunu şeklen yapıyor. Demokrasiyi yaşatmak için çaba sarf etmiyor. Demokratikleşme paketi, Anayasa değişikliği falan gibi paketlerle ortaya çıkıyorlar ama bunlar göstermelik. Gerçek demokrasiyi içlerini sindiremiyorlar. Avrupa kulübüne ancak demokrasiyi içine sindiren üye olabilir. O zamana kadar Türkiye’yi aramızdan çıkaralım.”
Bu yeteri kadar ağır bir suçlama değil mi? Türkiye’nin bu hale düşmesinden ve hepimizin tek tek Avrupa’nın kanserli hücreleri muamelesi görmemizden kim sorumlu? Kimin suçu bu? Elbetteki yöneticilerin, hükümetlerin, zülüm politikalarını destekleyen belli basının ve ülkedeki örtülü yaşamasına katkıda bulunan herkesin.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki belli yaşın üstündeki sanatçı kuşağı içinde hapse girmemiş bir tek yazar, çizer, düşünür, müzikçi yok. Böyle sistem olur mu? Olursa bile adınla demokrasi denir mi? Demokrasi, bütün dünya sözlüklerinde “Süleyman Demirel’in siyasi mücadelesinde başarıya ulaşmış olması”ndan daha başka kavramlarla ifade edilir. Türkiye’de ise seçim yapıp belli bir oligarşiyi yaşatmanın adını demokrasi koydular.
Yakılan köyler, hapse atılan bilim adamları, gazeteciler, sanatçılar, faili meçhul binlerce cinayet, kapatılan partiler… Roland Dumas ve diğer Batılılar ‘ ın yanıldığı nokta, Türkiye’yi toptan bir kanser uru olarak tanımlamaları. Türkiye, beceriksiz yönetici kadroların acısını çeken bir ülke. Toptan bir kanser uru değil. İçinde sağlıklı unsurlarla birlikte kanserde barındıran bir gövde.
İnsan hakları ve demokrasi konusunda Türkiye’nin işi çok zor. Demokratikleşme için en yakınımızdaki kafaların bile değişmesi gerekiyor. Bu konuda yaşadığım son deney, kafalarımızın ne kadar faşistçe işlediğini görmeme yardımcı oldu. Demokrat olduğunu öne süren bir gazeteci arkadaşım, seçim uğruna görevini kötüye kullanan DYP‘li bakanla işbirliği yapıp, 20 yıl önce askeri darbeye direnmiş olmamı suç unsuru gibi gösterdiyse bu ülkede işimiz zor demektir. Bu davranışlar yargılanana kadar, “kanser urları“etkili olmaya devam edecekler.
