İspanya bizi umutlandırıyor bilir mi? VALENCİA- Geçen Pazar evime gelen bir Financial Times yazarıyla konuşuyorduk. Önemli bir dış politika editörüydü. Ekonomisini düzlüğe kavuşturamamış ülkelerde demokrasiyi korumanın güçlüklerinden söz ediyorduk. Demokrasi ancak, orta sınıfını güçlendirmiş ve demokratik kurumların vazgeçilmez derecede sağlamlaştırmış toplumlarda yürüyebiliyordu. Sivil toplumu oluşturanmamış ülkelerde ise demokratikleşme çabaları kırılgan bir sırça köşk içinde kalıyordu. Olumlu bir örnek bulmak isteyerek; “İyi ama İspanya?” dedim.” Onca yıllık mücadeleden sonra demokrasiyi yerleştirdiler.” “Unutma ki bir milyon ölü pahasına sağlandı bu” dedi.

Gerçekten de İspanya, iç savaşta bir milyondan fazla insanını kaybetmişti. Yüzyılın en zalim, en vahşi savaşlarından biriydi bu. Kardeş kardeşe acımamış, baba oğulu, oğul babayı öldürmüştü. Bu kadar ölünün kani üzerinde ot bitmez diye düşünebiliriz insan. Ama bitmişti. Bugün İspanyayi gezenler, iç savaşın karanlık ve zalim yüzünü değil, modernleşmiş, olimpiyat ve Expo organizasyonları yapan, pırıl pırıl bir ülke görüyordu. Öyleyse bizim de bir şansımız olabilirdi. İçine sürüklendiğimiz nefret ortamını aşabilirsek, biz de kültürel ve etnik renkliliği kapsayan bir barış toplumuna varabilirdik. Hem de İspanya gibi bir milyonun üstünde insanımızı kurban etmeden becerebilirdik bunu. Gerekli olan tek şey, bir “ortak sağduyu“ da buluşmamızdı.

Evet! İspanya bugün gerçekten çok güzel: Madrid, Barcelona, Sevilla, Granada, Valencia… Bütün kentler düzenli bir mimarinin, pırıl pırıl bir yaşam sevincinin ve durmadan zenginleşen bir ülkenin aydınlık yüzünü oluşturuyor. Bask sorununa rağmen başarmışlar bunu. Valencia üzerinde uçarken, bir kentin, ressam fırçasından çıkmışçasına düzgün ve planlı olarak kurulabileceğini anlıyorsunuz. Bu küçük kent, İstanbul’u kıskandıracak derecede görkemli yapılarla bezenmiş ve modern yaşam alanları, kentin tarihi dokusunu yok etmemiş. Bizdeki gibi bir tuğla, demir filizi, harç ve kamyon saltanatı hüküm sürmüyor. Uygar bir kent yaşamının bütün gereklerini sağlamışlar. Akdeniz’in yumuşak esintisine kapılmış palmiyeleriyle geniş bulvarlar ve kaldırımlara serpilmiş masalarda baharatlı ve sarmısaklı “Provençal“yemekler yiyen, Rioja şarapları içen, gülen, şakalaşan İspanyol halkı. Kıskanmadım desem yalan olur!