Eskiler "İnsanın üslubu kendisi- başka bir Türkiye'de yaşıyor olacak ve
dir." demişler.
bununla övünecektik.

Nejat Eczacıbaşı'nın zarif kişiliğin-
den kaynaklanan üslup, dünyanın en
özenli festivallerinden birisine damgası
vurdu.

Bu yıl 20. yaşını kutlayan İstanbul
Festivali gerek gösterilerin kalitesi, ge-
rekse katılım yönünden seçkin festival
organizasyonları arasında önemli bir
yer tutuyor.

Kapanış dolayısıyla verilen kokteylde
Aydın Gün, bu yıl gösterilerde doluluk
oranının % 85 olduğunu söylerken,
dudaklarının kenarında mutluluk gülü
cükleri oynaşıyordu. Bazı gösterilerde
bu oran % 120'ye, yani kapasite üstü-
ne çıkmıştı.

Böylece Nejat Eczacıbaşı'nın yıl
lar önce Salzburg'da kurduğu düş
gerçekleşiyor ve İstanbul'da da on bin-
lerce dinleyici böylesine görkemli bir
festivale akın akın gidiyor.

Konserleri izleyen insanların yüzün
deki aydınlık gülümseyiş, gelecekteki
uygar Türkiye'nin müjdecisi gibi.

***

Türkiye'nin en büyük eksiği, kültür
boyutudur.

Ekonomiden siyasete kadar günde-
lik yaşamımızı etkileyen her şey, bir kül-
tür boyutuyla birleşmedikçe ham, gü-
dük ve ufuksuz kalır.

Türkiye'nin son yıllarda yaptığı alt
yapı yatırımları buyüzden hayata tam
olarak geçirilememiştir.

Bir yandan "Balkanların ve Orta
doğunun En Büyüğü" klişesiyle
övündüğümüz dev yatırımlar yapılır-
ken bir yandan da yaşamamızın her
yönüne sinen ilkelliklerle uğraşıyoruz.
İşte bu, bir üst-yapı devrimi'ni ba-
şaramadığımız içindir.

İşimizi, aşımızı, gündelik yaşamımızı
sanat ve kültürle inceltebilseydik bugün
Politikacılarımızda kültürü bir boş
zaman uğraşı olarak değerlendirme
alışkanlığı var. Bu yüzden de kültür,
toplum yaşamında hakettiği yeri ala-
mıyor ve böylece değerlerin tepe tak-
lak olduğu bir ortamda sözcüğün tam
anlamıyla yuvarlanıp gidiyoruz.

Kültür, siyasi ilişkilerimizi de belirler,
ekonomik dünyamızı da.

İngiliz devlet adamlarıyla, Zambi-
alı politikacılar arasındaki fark ayrı
kültürlere sahip olmalarından kaynak-
lanmaktadır.

Bir ülke, politikasını incelmiş bir kül-
türle birleştirebildiği ölçüde saygı görür
ve başarılı olur.

Onca yazarına ve aydınına rağmen
ne yazık ki Türkiye dünyada bir kültür
ülkesi olarak tanınmıyor.

Bu olumsuz yargıdaki esas etken,
Türkiye'deki siyasi kadrolarla, ülkenin
kültür birikimi arasındaki uçurumdur.

Bugün çağdaş kültürün nabzı İs-
tanbul Festivali'nde, kitap fuarların-
da, film festivalinde, sergilerde, tiyatro-
larda atmaktadır, parlamentoda değil.

Ve ülkenin en gelişmiş kesimleri yö-
netim kadroları arasında değildir.

Türkiye hakkındaki olumsuz yargıyı
değiştirebilecek güç, İstanbul Festi-
vali'nin elinde,
Dünyanın en ünlü sanatçıları İstan-
bul'a geliyor ve çok gelişmiş bir seyirci-
nin olağanüstü coşkusuyla karşılaşı-
yor.

Sahnedeki sanatçıyı mutluluktan
uçuran bu seyirci, New York'da, Pa-
ris'te, Moskova'da, Roma'da, Lon-
dra'da konuşuluyor.

Bu yüzden Türk halkı, İstanbul
Festivali denilen mucizeyi yaratanla-
ra teşekkür borçludur.