Madonna'yı yıllarca Amerikan sarışın seks bombalarının yeni bir versiyonu olarak algıladı dünya. Sanki Marilyn Monroe'nun tahtına oturmuştu.
Oysa Marilyn Monroe dönemi tekrarlanamazdı. O dönemin "tapılacak kadınları kalmamıştı ve dünya ona uygun bir yer değildi artık.
Yeni dünyada Garbo'lara, Havilland'lara, Gardner'lara, O'Hara'lara, Monroe'lara, Hayworth'lara yer yoktu.
Ancak onların taklitleri olabilirdi artık.
Madonna bu açığı yakaladı.
Eski "rüya kadın"ları taklit eden yeni yetmelerin simgesi oldu.
Çünkü İstanbul ve Ankara'nın da içinde olduğu yüzlerce şehirde, milyonlarca genç kız kendini Marilyn Monroe'ya benzetmeye uğraşıyordu.
Madonna da aynen onlar gibi Monroe'nun güzelliğine ulaşamayan birisiydi.
Ne kadar taklit ederse etsin onun silik bir kopyası olabilirdi ancak.
İşte Madonna'nın dünya gençleriyle kurduğu ilk özdeşik bu oldu. Sonra bir medya starı olarak, ahlak sınırlarını zorlayan cüretiyle sivrildi.
***
İşin bir başka ilginç yönü de aydınların, starlarla bu kadar ilgili oluşu.
Genellikle starlar aydınlarla ilgilenmez, onları okumaz ve onların dünyasında yaşamazlar. Ama aydınlar starlarla fazlaca ilgilidirler.
Dünyada örneklerini gördüğümüz bu gerçek Türkiye için de geçerli.
Starların çok azı ciddi yayınları okur. Buna rağmen bu tip yayınlar starlara kültür haberlerinden daha çok yer ayırır. Hiç bir zaman yeni bir roman, bir film ya da bir şiir kitabı bir konser ağırlığında yayınlanmaz.
Marjinal sanat dergileri, entellektüel heveslisi gençlerin starlara hayranlıklarını haykırdıkları ilan-ı aşk yazılarıyla doludur.
Oysa starlar o dergileri görmez bile.
Belki de işin sırrı buradadır. Starların değerinin bir bölümü de o dergileri okumamalarından kaynaklanmaktadır. Onları ulaşılmaz ve benzersiz yapan şey budur.
Yıllardır bunun nedenini düşünürüm.
Acaba bir yaşama eksikliği miydi bu? Yaşayana bir imrenme miydi? "Yaşayanlar yaşar, yaşayamıyanlarsa bunun acısını yazar!" sözünü doğrularcasına, göz önünde ve ortada olana bir övgü müydü?
Yoksa kendi aydın ego'sunu zedelemeden, hafif bir tepeden bakmayla övebileceği bir alt kültür sevgisi miydi?
Belki de marjinal olmanın tadını çıkarıp, merkezlerde dolaşmanın değişik bir hazzı yaşanıyordu.
Yoksa Arthur Miller'den Norman Mailer'e, Andy Warhol'a kadar bütün bir aydın kuşağını etkileyen Marlyn Monroe'nun gücü nasıl açıklanabilir?
Doğrusu bunun Madonna'nın aydınlar üzerindeki gücünden daha kolay anlaşılabileceği kanısındayım. Ama gene de entellektüellerin star hayranlığında çözemediğim, derin bir ilişki var.
