Evrendeki yalnızlığımızı düşününce varoluşsal bir korku duyarım. Aklımızın ermediği kadar büyük bir karanlık ve sesizlik içinde, minicik bir topun üzerinde dönüp duruyoruz. Yapayalnız. Bilebildiğimiz evren içinde bizden başka canlı yok. Belki de bir zamanlar vardı ve yok oldu. Mars’ta eskiden hayat olduğunu söylemiyor mu bilim adamları. Biz de zorlukla sürdürüyoruz yaşamımızı. Eksi elli derece ile artı elli derece arasında kendimizi kışın ısıtıp, yazın soğutarak uyum sağlamaya çalışıyoruz. Hava koşulları biraz daha değişse, yani dünya elli derece daha ısınsa ya da soğusa, dayanmamız mümkün değil. Bizim gibi canlı türlerinin çoğu yok olur. Üzerinde yaşadığımız topluiğne başı bile sayılmayacak top kirleniyor, ısınıyor ve zaman zaman da kabuğu kırılıyor. Son deprem belki de bir milat. Bir topun çevresinin kırkta biri kırılsa, topa ne olur? Herhalde oynanamaz hale gelir. Dünyanın dengesi de böyle değişti işte; çünkü ajansların açıkladığına göre Hint Okyanusu’nda bin kilometrelik bir fay kırıldı. Yani dünya çevresinin kırkta biri. Böyle bir kırığın dünya dengesini değiştireceğini kestirmek için jeolog olmaya gerek yok sanırım. Felâketin sonuçları daha tam olarak bilinemiyor. Mesela yabancı basın kırk iki bin nüfuslu bir ada ile hiç irtibat kurulamadığını duyuruyor. Hint Okyanusu’ndaki birçok ada yokoldu, denize gömüldü. Çok büyük bir bölgenin insanları için “Nuh tufanı” gibi nesilden nesle anlatılacak bir dönüm noktası. İşte insanoğlunun gerçek gündemi bu. Maçlarda adam öldüren, savaşlarda bebekleri kırıp geçiren ve üzerinde yaşadığımız yerküreyi kirleten insanoğlunun unutmayı tercih ettiği gerçek gündem.
