Türkiye, kaprisli bir nişanlının kapısından ayrılmayan damat adayı gibi Avrupa Birliği kapısında takvim verilmesini bekliyor. Kısa ve orta dönemde birliğe üye olmak diye bir amaç söz konusu değil. Çünkü bunun mümkün olmadığı biliniyor. Bütün çabalar aralık ayında bir tarih alabilmeye yönelik. Eğer tarih alınırsa 15-20 yıllık bir süreç başlayacak. Ama bu dönemin sonunda, bırakın Fransa ve Almanya gibi olmayı, Yunanistan, ispanya gibi bir ortak üye olmamız bile mümkün değil. Çünkü Avrupa Birliği’nin yapısı değişiyor. Çok vitesli bir Avrupa konusunda karar verilmiş ve uygulamaya konulmuş durumda. Merkezden dışarıya doğru halkalar genişleyecek. Ve Türkiye eğer kendisinden istenilenleri başarabilir ve tarih alabilirse bu halkanın en dışında yer alacak. O da dediğim gibi 15-20 yıl sonra. Bu köşeyi izleyenler bilir: Yıllardan beri AB’nin bizi eşit üye olarak almayacağını, özel statü önereceğini yazıp duruyorum. İşte bu görüş doğrulanıyor. Değişik bölgelerden oluşan bir Avrupa’nın en dış halkasında yer almak hayali özel statü değil mi, bal gibi özel statü. Ama belki de Türkler bu söze alerji duyar diye çevirip başka türlü söylerler. Belki dikkat çekici biçimde ortaya koymazlar da maddelerin arasına gizlerler. Uzun sözün kısası, merkezdeki ülkeler merkezde kalıyor, bize de dış kapının mandalı rolü düşüyor. Günlerdir Avrupa’daki çeşitli platformlarda dolaşıp duruyorum. İspanya’daki Avrupa Konseyi Komisyon toplantısından Paris’e, Batı Avrupa Birliği Parlamento toplantısına geçtim. Bu zeminlerde Avrupa ülkelerinden politikacılarla sohbet etmek, diplomatlarla görüş alışverişinde bulunma fırsatı doğuyor. İnanın konuştuğum her kişiden sonra, bu inancım daha da güçleniyor. Biz tam bir AB üyesi olamayız, olmayacağız da. Coğrafi konumumuzdan, askeri gücümüzden, genç nüfusumuzdan yararlanacaklar, Gümrük Birliği’nde tutacaklar ama bunun karşılığında bize tam üyelik vermeyecekler. Bütün bunlara karşı Türkiye’nin bir B planı var mı? Şimdilik yok gibi görünüyor. Demokratikleşmeyi AB emrettiği için değil kendi halkı için yapan, aklını başına toplamış, birbirini yemeyen ve devleti soymayan bir Türkiye, AB’ye karşı başını dik tutabilir ama ben ne yazık ki böyle olumlu bir tablo göremiyorum ortalıkta.