Sovyetler Birliği'nin dağılması ve sol bloktaki çöküntü üzerine öyle büyük bir coşku yaşandı ki, zafer sarhoşluğu içindeki bir kesim "Yeni Düzeni insanlığın kurtarıcısı olarak selamladı.

Amerika'nın önderliğindeki yeni düzen, ülkelerin global bir anlayışta birleşmesini ve bütün anlaşmazlıkların Birleşmiş Milletler çerçevesinde çözülmesini sağlayacaktı.

Demokratik Amerika'nın idealleri, Avrupa hümanizmiyle birleşecek ve bu uluslararası konsensüs, barbar savaşları, katliamları ve insan hakları ihlallerini engelleyecekti.

Kuveyt örneğinde gösterilen uluslararası duyarlık bir dönüm noktası oluşturacak ve dünyanın neresinde olursa olsun zorbaların üstüne yürünecekti. Sonunda "hür dünya" nın ve "fazilet mücadelesi" nin değeri anlaşılmıştı.

Şimdi, daha çok muhafazakar kesimi temsil eden kalem sahiplerinin Bosna-Hersek vahşeti karşısında neler düşündüklerini merak ediyorum.

Acaba kendilerinde hala, "yeni düzen"i savunacak gücü bulabiliyor mi?

Türk basınında çok yazılıp çizildiği gibi, Avrupa'nın göbeğinde yer alan bir insanlık suçu kimsenin yüzünü kızartmıyor ve hiç bir büyük devlet kılını kıpırdatmıyor.

Almanya, Hırvatistan üzerindeki oyununu ve hesabını tamamladığı için Yugoslavya meselesine soğuk bakma eğiliminde.

Bush, tuhaf bir vurdumduymazlıkla işi geçiştiren açıklamalar yapıyor.

Bosna-Hersek mezbahasında akan kanlar, Avrupa hümanizminin keyfini kaçırmıyor ve incelmiş kültürünü yaralamıyor.

Yeni düzen ve yeni Avrupalı. İşte Bosna-Hersek cinayetine göz yumulmasının temel nedenleri.

60'lar ve 70'ler Avrupası böyle cinayetlere göz yumamazdı.

68 depremini yaşamış olan Avrupa duyarlıydı. Genç kitleler arasında, milliyet bağlarını bile aşan bir dayanışma ruhu ve haksızlıklara başkaldırma alışkanlığı vardı.

İnsanlar sokakta Şili'deki darbeyi lanetlerken seslerini bütün "mazlum milletler" için yükseltirlerdi.

Amerikan ordusuna Vietnam'daki zalim savaşı kaybettiren ses, Avrupa ve Amerika'daki insanların vicdanlarından yükseliyordu.

Dünyanın öbür ucundaki May-Lai köyünde yaşanan kıyımı onlar duyurdu yeryüzüne.

Öldürülen Vietnamlı'nın gözlerindeki acıyı yansıtan fotoğraf koskoca Amerikan ordusuna savaş kaybettirdi.

Çünkü insan vicdanı böyle bir barbarlığa katlanamamıştı.

Franco'nun, enselerine çivi sokarak idam ettirdiği beş gencin çığlığı Avrupa'nın bütün başkentlerinde yankılandığı ve yüzbinlerin gürlemesine dönüştüğü için, diktatör dayanamadı ve devrilip gitti.

Şimdi bu gençlik yok.

Elbirliğiyle insanları tüketime, şık yaşama, otomobile, yuppie kültürüne yönelttik. Görsel kültürle disko gümbürtüleri arasına sıkışmış olan tüketim gençliği artık ne Bosna-Hersek "takıyor" ne Karabağ.

Sanki insan acıları onlar için geçerli değil.

Ve Bosna-Hersek'ten yükselen çığlıklar, disko gürültüleri arasında yitip gidiyor, duyulmaz oluyor.