Yarın İsveç’te genel seçimler yapılıyor. Kamuoyu araştırmaları şimdiden solun zaferini ilan etti bile:Yüzde 50‘ leri aşan bir zafer bu. Aralıksız kırk yıl iktidarda kalan ve İsveç’in refah ülkesi olmasını sağlayan Sosyal Demokratlar, bir muhafazakar sağ iktidar döneminin ardından tekrar İsveç’i yönetmeye başlayacak. Aslına bakarsanız Sosyal Demokratlar İsveç’in tek sol partisi değil. “Sağ Parti” adıyla bir parti ve sola yakın olan çevrecilerin kurduğu “Çevre Partisi” de seçimlere giriyor. Buna rağmen Sosyal Demokratların seçim zaferine kesin gözüyle bakılıyor.
İstanbul’daki İsveç Başkonsolosu Kai Falkman‘ ın bir makalesinde İsveç’in bir uzlaşmalar toplumu olduğuna dikkat çekiliyor. Yüzyıllarca süren grevler ve işçi-işveren çatışmaları, bir dizi müzakerenin ardından 1938 yılındaki” Saltjöbaden Anlaşması“ yla son bulmuş. Bu anlaşmanın temel kuralları işçi ve işveren kuruluşları arasında, hükümeti devredışı bırakarak sürdürülen pazarlıklar esasına dayanıyor.
18 Eylül Pazar günü seçimi kazanacak olan İsveç Sosyal Demokratları, Avrupa’daki tek örnek değil. Yıllardır iktidarda olan İspanya Sosyalist Partisine, İtalya’da yerel seçim zaferi kazanan ve son genel seçimlerde Berlusconi‘yle neredeyse başabaş sonuç alan İtalyan sosyalistlerini de eklemek gerekiyor. İngiltere’de yeni başkanları Tony Blair ‘in ilginç düşünceleriyle büyük bir atağa geçen İngiliz İşçi Partisi gelecek seçimin en güçlü iktidar adayı.
Bu örneklerin ortaya koyduğu bir gerçek var: Avrupa’da sol yeniden güçleniyor, iktidara geliyor. Çünkü Sovyet blokunun yıkılmasından önce ve sonra yaşadıkları ideolojik tıkanmayı aştılar. Neredeyse tek merkezli hale gelen ve piyasa ekonomisinin acımasız koşullarının dayatıldığı bir dünyada “sol” un yeni işlevini tanımladılar ve bunu kitlelere anlatabiliyorlar. Hiçbiri, “Ah ah! Eski dünya ne güzel. Şimdi piyasa ekonomisi ahlaksızlığı çıktı” diye yakınma törenleri düzenleyip, ağıt yakarak zaman yitirmiyor.
Solun temeli, gerçekçi olmaya, öncü düşüncelere ve vicdana dayanır. Sol, değişmez kuralların değil değişimin ideolojisidir. Avrupa solu yeni ekonomik düzenin koşullarını saptadı, bu süreçte işçi sınıfının çıkarlarını nasıl koruyabileceğini belirledi ve yeniden öncü bir güç olarak ortaya çıktı. Bu yüzden başarılılar. İsveç’deki sol partiler, ideolojik çözümleme yerine, milletvekili transferleri ile uğraşsaydı, asla bu başarıyı gösteremezdi. Çünkü üç yanlış bir araya gelince, tek doğru etmez. “İSKİ” ve diğer ayıplarla “toplumun vicdanı“olma konumunu yitirmiş, milliyetçi ideolojilerin peşine takılarak öncü düşüncelerden uzaklaşmış ve modern dünyaya, modern çözümler üretemeyen bir sol, birbirine zamkla da yapışsa başarı kazanamaz.
