Sevgili Hıncal son günlerdeki yazılarımı çok karamsar bulmuş. “Karalar bağlıyor son günlerde…” diyor. “Endişelerinde haklı…Ama karamsarlığına asla katılmıyorum. Türkiye’nin hızla değiştiğine, bu ülkeye yepyeni bir gençliğin geldiğine ve yönetimi yavaş yavaş ele alındığına dikkat etmiyor olmalı.”

Bence Türkiye konusunda iyimser ve kötümser olmak arasında ilginç bir ilişki var. Her şey ülkeyi nasıl gördüğünüze ve nasıl görmek istediğinize bağlı. Beklentileriniz tavrınızı oluşturuyor.

Ben Türkiye’nin az gelişmiş bir ülke olarak kalmasını bir türlü kabul edemiyorum. Yutamıyorum bunu. Bunca yıldır dünyada dolaşmadığım ülke kalmadı. Birçok ülkenin aydınıyla, gazetecisiyle, politikacısıyla konuştum. Ve gördüm ki bizim az gelişmişliğimiz kafalarımızın içinde. Az gelişmiş modellere göre düşündüğümüz için böyle kalıyoruz. Yoksa ülkenin kaynakları, dinamik nüfusu, coğrafi konumunun vazgeçilmezliği, yer altı ve yer üstü zenginlikleri dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girmemiz için yeter de artar bile.

Bir düşünün: Dünyanın en eski uygarlıklarının kurulduğu topraklarda, bu kültürlerin mirasçısı olarak oturacaksınız. Sekiz bin kilometrelik kıyı şeridiniz, en bereketli denizlere açılacak. İyonya’dan Mezopotamya uzanan bir doğa parçası, size her türlü zenginliği sunacak. Dünyanın tek modern müslüman ülkesi olma fırsatını elde edeceksiniz. İstanbul gibi bir metropolün sahibi olacaksınız. Bölgenin nefes borusu olan Boğaz’lar sizin olacak. Yugoslavya’dan Çin’e uzanan bir kültür mirasının içinde yaşayacaksınız. Bu bölgelerde ana diliniz konuşulacak. Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu gibi üç önemli bölgenin arasındaki tek irtibat noktası olacaksınız. Yirminci yüzyıla, büyük bir kurtuluş savaşıyla başlamak bahtına erişeceksiniz. Uluslararası alanda bilim adamlarınız, sanatçılarınız, doktorlarınız olacak. Ve bütün bu zenginlik arasında siz, az gelişmiş ülke kategorisinde boynu bükük ve mazlum kalacaksınız. İşte bunu aklım almıyor. Daha doğrusu isyan etmek geliyor içimden.

Bir sihirli formül kafalarımızın içini düzeltse, bir günde kurtulacağız az gelişmişlikten. Ne bu kadar pis olacağız, ne politikacıların kısır çekişmelerini izleyeceğiz, ne trafikte bu kadar aşağılanacağız. İşte karamsarlık gibi görünen şey, bu. Aslında bir öfke, bir kızgınlık. İnsanları sarsma isteği. Ve bana kalırsa iyimserlik. Çünkü Türkiye’nin geleceğine güveniyorum.