Pazar akşamı John Nash’le yemek yedik. Ali Rıza Bozkurt’un yalısındaki yemek boyunca bu ilginç adamla Bizans, Osmanlı tarihi, Amerikan politikası, Irak vs. gibi birbirinden değişik konuda sohbet ettik. El Salvadorlu eşi de yanındaydı. Yemekten sonra Türk kahvesi ikram edildi. John Nash kahveyi büyük bir hevesle acele acele içti ve bana kahve falı diye bir şey duyduğunu, kendisi için de böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını sordu. Kimin kahve falı baktığını araştırdık ve sonunda Yeter Hanım’ı bulduk. Yeter Hanım yanımıza geldi; hatırımızı kırmadı ve John Nash’in fincanını döndürerek gördüklerini söylemeye başladı. Bunları İngilizce’ye çevirmek de bana düşüyordu tabii. Yeter hanım dedi ki: “Bu beye uzun bir yol görünüyor.” Nash’e bunu söyledim, çok ilgilendi ve hanımına dönüp “Bak, yola gideceğimizi bildi!” dedi. Oysa bana göre John Nash Türkiye’ye iltica etmediğine ve evine döneceğine göre, Amerika’ya kadar doğal olarak uzun bir yol gidecekti. “Dönüşte sizi üç kişi karşılayacak.” John Nash yine karısına dönüp bu bilgiyi tekrarladı. “Bu arada üç telefon alacaksınız.” Nash karısına “Üç telefon alacakmışız ama tabii faks da olabilir” dedi. “O da telefon sayılır.” “Büyük bir kısmetin üzerinde oturuyorsunuz.” İş burada biraz çatallaştı doğrusu. Çünkü kısmet sözünün İngilizcede tam karşılığı yoktu. Daha doğrusu o dilde de kısmet deniliyordu. John Nash’e “büyük kısmet”i anlattım. Daha sonra fala bakan hanım fincanda bir balık gördü. Bunu da söyledim. Ama biraz sonra iş düşmanlara geldi. “İki düşmanınız var. Birisi yılana benziyor.” Bunu çevirince John Nash kaygılı bir yüzle El Salvadorlu eşine döndü ve bu düşmanların acaba kimler olabileceğini sordu. Ciddi ciddi yılana benzeyen düşmanı saptamaya çalıştılar. Durum biraz garibime gittiği için “Profesör” dedim “Aslında bu çok iyi bir fal. Baksanıza sadece iki düşmanınız varmış. Ne büyük mutluluk. Keşke benim falım da böyle çıksaydı.” Ama profesörle karısı yılana benzeyen düşmana takmışlardı kafalarını. Daha sonra John Nash bu düşmanı öğrenebilmek için üç kahve daha içtiyse de kahve falına bir kez bakılması gerektiğini, tekrarlamanın uğursuzluk getireceğini söyleyerek ona fincanı kapattırmadım. Hayatımdaki ilk ve son kahve falı tercümanlığı da böylece sona erdi. Hem de Nobel ödüllü bir fal sahibine.