Tahmin ediyorum ki bugün bütün gazeteler Juventus maçıyla ilgili haber ve yorumlara yer verecek. Bütün köşe yazarları, insanlarımızı sakin olmaya, geleneksel konukseverliğimizi göstermeye çağıracak. Bana kalırsa bu konuda yeterli bilinç sağlandı. İstanbul’da gündelik yaşamı altüst eden olağanüstü güvenlik önlemlerine bile gerek kalacağını sanmıyorum. Seyirci, maçı olgun bir şekilde izleyecek ve coşkusunu medeni ölçüler içinde dile getirecek. Çünkü bu koşullandı. Dünyaya rezil olmak istemiyor. Dolayısıyla Juventuslu futbolcular ve yöneticiler güvence altında.

Ama aynı şeyi Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımız için söylemek güç. Bugün en büyük tehlike, maçın kazanılması halinde havaya sıkılacak olan sevinç kurşunları. Serseri tabancalardan çıkacak olan kurşunlar, yine birçok masum insanın canını alabilir. Bu yüzden sokağa çıkmamakta, balkonlarda ve pencerelerde gözükmemekte fayda var. Yoksa Juventus sağ salim evine dönerken, çarşamba gecesi birçok yurttaşımız morgun çelik soğuğunda katılaşmış birer cesede dönüşecek.

Bir başka konuda daha güvenceye ihtiyacımız var. Hadep binasını ziyarete giden emekli öğretmen Metin Yurtsever, hastanede korkunç acılar içinde öldü. Vücudunda, yüz kemikleri dahil olmak üzere kırılmadık yer kalmamıştı. Kazma sapıyla dövülerek öldürülen bu öğretmenimizin de Juventuslu futbolcular kadar güvenceye ihtiyacı vardı. Kendi vatanında sonu bu olmamalıydı. Ne var ki öğretmen öldüren terörü kınamak için suçsuz bir öğretmeni öldüren anlayış, kendi yurttaşına Juventus kadar saygı göstermedi. Onun yaşam hakkını elinden alma yetkisini gördü kendinde.

Juventus’a konukseverlik: Evet! Ama kendi yurttaşlarımıza da hiç değilse Juventus kadar güvence!

Bu yazıyı balkonların ve sokakların kimseye mezar olmaması dileğiyle noktalıyorum.