Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Akşamları bir yere çıkmayan, genellikle evde oturan insanlar olara, İstanbul’da verilen görkemli davetlerden hemen hemen hiçbirine katılmıyoruz.
Ama Avusturya Büyükelçisi olan dostum Johann Plattner ve Brezilya asıllı zarif eşi Regina‘nın davetini kabul ederek Viyana balosuna katılmış olmaktan dolayı çok memnunuz.
Swissotel‘de her yıl tekrarlanan Viyana balosu gerçekten görmeye ve dinlemeye değer bir müzik ve dans gösterisi.
Viyana’dan Opera Balosu orkestrası, dünyanın bir dönemine damgasını vurmuş olan “vals” kültürünün görkemli zarafetini vurgulurken, soprano Gerlinde Jelinek ve tenor Richard Karczyowski bu kültür kentinde yazılmış aryaları seslendiriyorlar.
Bu dansa aylarca hazırlanmış olan gençler ise heyecan içinde yerlerini alıp, belki de ömürlerinin ilk valsini sergiliyorlar.
***
Geleneği yaşatmak güzel şey.
Bir yandan da yaşatılacak geleneğin güzel olması gerekiyor.
Kültürün ideolojik olarak reddedilmesini anlamak mümkün değil.
Elbette ki saray kültürünün de incelmiş, güzel yanları vardır ve bunlara sahip çıkmak Avusturya’nın sosyal demokratlarını ve ilericilerini hiç de rahatsız etmiyor.
Avusturya sarayı Mozart‘ı korumuştu.
Bugün Mozart‘ın yüreğimizi kanatlandıran eserlerini dinlerken, bunu bir parça da onun dehasını farkeden imparatorlara borçlu olduğumuzu bilmeliyiz.
***
Osmanlı sarayı da Viyana Balosu gibi görkemli eğlenceler düzenlemiş bir uygarlık.
Şehzadelerin sünnet düğünlerini ya da yeni padişahın cülusu şerefine yapılan ve günlerce süren eğlenceleri ancak okuyor ve çeşit çeşit hünergösteren kuşbazların, cambazların temsili resimlerini görebiliyoruz.
Geçmiş yüzyıllardan aktardığımız ve bugün yaşattığımız hiçbir gelenek yok.
***
Rusya’da Ekim Devrimi başarıya ulaşınca köylülerin ilk yağmaladığı yer, Çar’ın Kışlık Sarayı’ydı.
Bu güzelim saraya giren ihtilalci köylüler, dünyanın dört bir yanında göz nuruyla yapılmış değerli eşyaları parçalamış, ipek halıları yırtmış, kristal avizeleri kırıp dökmüş ve bir mücevhere benzeyen sarayı perişan etmişlerdi.
Yıllardır ezilen mujiklerin asillerden intikam almasıydı bu.
İşte bu nokta, Marks‘in öngörülerine, yani gelişmiş işçi sınıfının iktidarı devralması tezine uygun değildi.
O hiçbir zaman bir köylü toplumunun yapacağı devrimi savunmamış, böyle bir model öngörmemişti.
Başlayan dönem Marksizm değil, Leninizm – Stalinizm‘di.
Ve yürümedi.
Çünkü Marks dünya kültürüne sahip çıkan, son derece incelmiş bir düşünürdü.
Her yıl tekrar okuduğum 1844 Elyazmaları onun insanlık kültürüne verdiği büyük önemin kanıtlarıyla doludur.
Rus ihtilali aslında, Kışlık Saray barbarca yağmalandığı gün kendisini bitirmişti.
Bu tutumun devamı ancak Stalin‘in köylü öfkesiyle mümkün olabilirdi.
Öyle de oldu.
***
Viyana Balosu geçmiş bir imparatorluğun izlerini Habsburg hanedanının zarafetini yansıttığı için son derece ilginç bir deneydi.
Binbir emekle bu baloyu hazırlayan Bay Speck ve ekibiyle, Büyükelçi Plattner ve eşine teşekkürler.
