Başbakan Süleyman Demirel,
Budapeşte'de yaptığı konuşmada,
etnik benlik arayışını hak olarak ni-
telemiş; etnik egemenlik arayışını
çağdışı ilan etmiş.
Uluslararası Basın Enstitüsü toplan-
tısında konuşan Demirel, mikro-mil-
liyetçiliği de çağdışı ilan etmiş.
Ne kadar "çağdışı" da dense, milli-
yetçiliğin, etnik ve dini duyguların
coştuğu bir döneme girdik.
Yıllar önce hepimiz tarafından çok
yazılıp çizilmişti: Büyük ideolojik blok-
ların yıkılışı, bir kesimin sandığı gibi
barışın yolunu açmıyordu.
İdeolojik kamplaşma olsa olsa 70
yıllık, bilemediniz yüz yıllık bir geçmi-
şe dayanıyordu.
İnsan toplumlarının tarihi açısından
bakılınca bir nokta bile değil.
Ama etnik ve dini duygular, insan-
ların binlerce yıllık köklerine dönüşü
demekti.
***
Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyıl
da uyanan milliyetçi akımların çok za-
rarını gördü.
Yüzyıllardan beri imparatorluk te-
baası olarak yaşayan gruplar isyan et-
tiler ve milli egemenlik haklarını ka-
zandılar.
Daha sonra kurulan Türkiye Cum-
huriyeti de redd-i miras ilkesini be-
nimsedi.
Sanki Türkler imparatorluğun ku-
rucusu değil de ona isyan ederek mil-
li benliğini kazanan bir etnik gruptu.
İttihatçıların bulduğu Ziya Gö-
kalp'in Türkçü fikirleri asker ve sivil ay-
dın kadroları etkiledi ve Türkiye Cum-
huriyeti Türklük esasına göre kuruldu.
İmparatorluğun "cihanşümul"
yönü, evrenselliği reddedilmişti.
Türk harsına dayanan, küçük, ba-
ğımsız ve dış dünyaya kapalı bir ülke
modeli benimsendi.
Oysa bu mümkün değildi.
Türkiye geçmişini inkar ede-
mezdi.
Kendisi, imparatorluk geçmişinin
avantajlarını kullanmadı. Ama dış
dünya bu geçmişin bütün faturalarını
Türkiye'ye çıkarmaya başladı.
Ortadoğu'da, Balkanlar'da,
Kafkasya'da böylesine önemli rol
oynamış ve İslam dünyasının halife
makamı olan bir başkent, bağımsızlı-
ğını yeni kazanmış küçük bir devlet
rolüne sığamadı.
Tek parti döneminde ve 2. Dünya
Savaşı dışında kalışınız, nisbi bir ses-
sizlik sağladı. Bir ara gerçekten de
kendi yağımızla kavrulabileceğimizi
sandık.
Ama dış dünya kendini hatırlat-
makta gecikmedi.
Bugünkü sorunların hiç birisi Türkiye
Cumhuriyeti'nin yeni sorunu değildir.
Kıbrıs, Kürt, Ermeni, Rum, Ka-
rabağ, Nahcivan, Bosna-Hersek,
Trakya Türkleri, Bulgaristan Türk-
leri gibi sorunların hepsi geçmişimiz-
den kaynaklanıyor.
Dersaadet, yüz yıl önce de bu so-
runlarla uğraşıyordu. Bugün de uğraşı-
yor.
Redd-i miras ettiğiniz zaman sadece
borçlan yüklenip, avantajlan itmezsiniz.
Oysa biz bunu yaptık.
Şimdi geçmişi Türkiye'yi sıkıştırıyor.
Tekrar büyük ve etkin bir devlet ol-
maya zorluyor.
Taşra zihniyetiyle yetişmiş politikacı-
larımız bunu becerebilirlerse tabii...
