Ankara bir imalar, rivayetler, söylentiler kenti.
Herkes birbirinin hareketinden anlam çıkarmaya çalışıyor. Bir kaş çatış, dudak kıvrımlarında beliren ufak bir gülücük, koridorda yürürken oluşuveren öpüşmeler, kol kola girişler... hepsi büyük dalgalanmalara ve dedikodulara neden oluyor.
Üstlerinde civa buharlı Ankara ışıklarının kırıldığı, parlak siyah otomobiller gidip geliyor. Önde arkada eskortlar, polis arabaları, korumalar.
İnsanlar ikiye ayrılmış gibi.
Hafif öne eğik bir tavırla duran dikkatliler ve kimseye aldırmak zorunda olmayanlar.
Birinciler her zaman ikincilerin çevresinde pervane oluyor: Durduğu zaman duruyor, yürüdüğü zaman yürüyorlar.
Ankara'nın taşına toprağına devletin ağırlığı sinmiş. Sadece Bakanlıklar'da, Çankaya'da değil, Sakarya Caddesi'ndeki biracıda da devlet var, tavukçuda da... Otobüs duraklarında bekleyen insanlar devlet babanın çocukları gibi duruyorlar.
Önemsiz Ankaralılar yollarda birikip, önemli Ankaralılar'ın geçişlerini seyrediyorlar. Siyah arabalarda geçen önemlilerde devlete ait bilgiler var, Oto telefonlarından konuşuyorlar. Alman mimarisinin izlerini taşıyan kunt yapıların önünde duran arabalarının kapısı hemen açılıyor. Önemli Ankaralılar çevik tavırlarla arabadan inip merdivenlere yönelirken iki yana birikmiş önemsizlere bakmıyorlar bile.
Önemsizler ise gözlerine çarpıveren davranışlardan anlam çıkarmaya çalışıyorlar. Dedikodular, yorumlar, söylentiler birbirini izliyor.
Bugünlerde Hüsamettin Cindoruk'tan sözediyorlar.
19 Mayıs törenlerini Cumhurbaşkanı Vekili sıfatıyla izlerken nasıl protokol hataları yapmış... Şeref kıtası kendisini selamlayarak geçerken bir Cumhurbaşkanı olarak ayağa kalkması gerekiyormuş. Ama Cindoruk durumu bilmediği için oturduğu koltukta kıpırdamamış bile... Neden sonra uyarmışlar da ayağa kalkmış. Ama bu sefer bütün kurallara aykırı olarak karısı da kalkıvermiş... İşte sana bir skandal. Efendim, hiç böyle olur muymuş? Cumhurbaşkanına vekalet eden bir kişinin protokol kurallarını sorup öğrenmesi gerekmez miymiş falan filan...
Bir başka dedikodu da Kaya Toperi'yle ilgili.
Show TV'de Apo söyleşisi yayınlandı ya... Kaya Toperi bu işe çok bozulmuş. Çünkü o programda sinüzitli Apo, Cumhurbaşkanı Özal'ı öven sözler söylemiş. Eh bu da Özal açısından pek hoş bir durum yaratmıyormuş. Kaya Toperi nekahat yatağındaki Cumhurbaşkanı'na "Elimden geleni yaptım efendim!" diyebilmek amacıyla girişimlerde bulunmuş.
Bir başka kaynağa göre de Demirel, Sümer Oral-Tansu Çiller kavgası konusunda "Sümer Oral efendi insandır" yorumunu yapıyormuş. Tabii bu durum Tansu Çiller'in hanımefendiliğiyle ilgili binbir yoruma yol açıyormuş.
İşte Ankara gündemi denilen şey bu: Telefonlar işliyor, otel lobilerinde buluşuluyor ve önemlilerin her hareketinden bir anlam çıkarma çabası sürüp gidiyor.
Tam bu yazıyı bitirip, İstanbul'a geçmek üzereyken "Erbakan vurulmuş!" söylentisi duyuldu. Bir heyecan, bir kıyamet... Beş dakika sonra Erbakan'ın Dalaman'da ve sıhhatte olduğu öğrenildi. Herkes yatıştı.
Ankara böyle...
