MARMARİS'e yolum düştü.
Tam meydana kurulmuş, gelen geçenin kahve, çay, serinletici meşrubat içtiği yerde bir Türk kahvesi istedim.
"Yok!" dediler.
"Nescafe var, cappucci-no var, espresso var ama Türk kahvesi yok."
"Burası Türkiye değil mi?" diye sordum.
Tatillerde hep yaptığım gibi kocaman güneş gözlükleri takmış ve başıma da büyük bir şapka geçirmiştim.
Tanınmama imkan yoktu. (Daha doğrusu çok dikkatli bakanlar dışında. Çünkü Göcek'te bu kamuflaj tutmadı. Marmaris'te de bir süre sonra sırrım ortaya çıktı. Ama o kahvede tebdil-i kıyafet işe yarıyordu.)
"Türkiye'de nasıl olur da Türk kahvesi vermezsiniz? Turistler Türk kahvesi içmek için Yunanistan'a mı gitsin?"
Gerçekten de Yunanistan'da Türk kahvesi yapmayan yere rastlanmaz. Hem de yanında bir bardak su ve bir lokumla getirirler. Aynen bizim eski adetler gibi.
AMA onlar da kahve konusunda fanatiktir.
Albaylar cuntası zamanında Türk kahvesinin adını "Cafe B'izantini-ko"ya çevirmek istemişler ama halk yine "Cafe Türkiko" demeyi sürdürmüştü.
Bu konuda ilginç bir anım vardır: 1975 yılıydı.
İtalya'nın Brindizi limanından, Patras'a yol alan Karageorgio's feribotundaydık.
Kafeteryaya gittim ve beş kahve istedim.
"Ne cins olsun?" diye sordular.
Tam Kıbrıs savaşı üstüne tembihli olduğum için Yunan kahvesi dedim.
Bütün bu konuşmalar İngilizce oluyordu.
Siparişi alan çocuk bizdeki çaycılar gibi arkaya seslendi.
"Pende cafe Türkiko pa-ra kalo" (Beş Türk kahvesi lütfen!)
MARMARİS'teki kahveci de, yabancı kahve içmeyi marifet sanan Türkler de hata içindeler.
Çünkü dünyanın en güzel ve en sağlıklı kahvesi Türk kahvesidir.
Ne Nescafe başa çıkabilir onunla, ne süzme, ne filtre kahve, ne espresso, ne de cappuccino.
İyi pişirilmiş köpüklü bir Türk kahvesi bu işin kralı çeşididir.
Hem Batılı doktorların da kabul ettiği gibi, telvesi dibinde kalıp içilmediği için en sağlıklı kahvedir.
Gelin görün ki bizim yabancı hayranlığına kapılmış turistik tesislerimiz kahve artıklarından yapılmış kahverengi bir çorbaya benzeyen kahveyi sunar da dünyaca ünlü Türk kahvesinin yüzüne bakmaz.
Kahve deyip geçmeyin.
O acı bir su olmanın ötesinde yüzlerce yıllık bir kültür referansı.
BİZDE kahve yetişmediği halde, Türk kahvesinin dünyaca ün kazanışı ilginç.
"Engereğin Gözündeki Kamaşma" romanımda anlatmıştım.
Gemiler yükü kahve İstanbul'a gelip de ahali bu acı suyla tanışınca bir fetva almak icabetmiş.
Öyle ya bu yabancı nesne mekruh mu, nedir?
Şeyhülislam hazretleri günlerce düşünmüş düşünmüş ve sonunda fetvayı patlatmış:
"Mahvolana kadar kavrulup acılaşan bu nesnenin içilmesi caiz değildir."
Fetva üzerine gemi yükü kahve imha edilmiş.
Ne var ki halk bir şeyi sevmeye görsün.
Şeyhülislam fetvasıyla yasaklanan kahve Türklerin milli içeceği haline gelmiş ve yasağı kimse takmamış.
Demek ki yaşama aykırı fetvalar rafa kaldırılmaya mahkum.
