Biz alışık değiliz ama Avrupa ülkelerinde düşünürler ve yazarlar çok ciddiye alınır ve toplumlar biraz da bu aydınların katkılarıyla yönetilir. Fikir değerlidir oralarda. İlgisizlik çemberiyle kuşatılmaz ya da bir kenara atılmaz. Bakıyoruz, Batı’da Türkiye’nin AB üyeliği konusunda birçok aydın kalem oynatıyor, paneller, tartışmalar düzenleniyor. Bunların en önemli etkisi Batılının kafasındaki Türkiye klişesinin kırılması. Osmanlı yüzyılları boyunca öyle çok klişe, önyargı, hurafe birikmiş ki kafalarında, Türkiye’de birden fazla Türkiye olduğunu anlamakta güçlük çekiyorlar. Neyse ki şimdi İstanbul’u ziyaret eden TV ekipleri ve gazeteciler sayesinde Türkiye konusundaki cehaletleri biraz olsun aydınlanmaya başladı. Türkiye’nin yıllardır kafalarına yerleşmiş olan dar kalıplarla değerlendirilemeyecek kadar büyük ve çelişkilerle dolu bir ülke olduğunu kavrıyorlar. Aslında Batı’nın bizi tanıma süreci, bizim kendimizi tanıma sürecimize de denk düşüyor. Bu toprakların insanları da Türkiye’yi ve bu karmaşık toplumu yeni yeni keşfediyorlar.
Batılı aydınlar daha önceki yıllarda bizimle ilgili ne yazmışlar diye araştırırken elime ilginç bir makalenin çevirisi geçti. Fransız Akademisi üyesi Georges Duhamel 1954 yılında Türkiye’yi ziyaret etmiş ve bu konuda iki makale yazmış. 31 Mart 1954 tarihini taşıyan makalenin başlığı “Doğu-Batı Düğünü.” Fransa’nın unutulmaz şahsiyetleri arasında önemli bir yeri olan Duhamel, bu makalesinde Türkiye’yi yere göğe koyamıyor. Ne derece iyi çevrildiğini bilemiyorum ama Türkçe çevirisinden bazı bölümleri aktarayım”(…) İşte kalabalık, kuvvetli, sıhhatli bir millet. Tarihin bütün ünlü ulusları gibi felâkete uğramış ama azimle geleceğe yönelmiş bir millet. Bir dahinin yönetimi altında bu millet, eşsiz denilebilecek bir devrim yapmıştır.” Duhamel birkaç satır sonra şöyle yazıyor: “Vaktiyle bizlere tıp, cebir, geometri, kimya, şiir alanlarında nice şeyler öğretmiş olan bu millet, kendini makineye, tekniğe, sürekli bilimsel buluşlara vermiş olan bir dünyada, şanlı tecrübelerine nasıl devam edecektir? Tam bir güvenle onu iş başında görmeyi bekliyoruz: Türkler artık bizim için batılı milletlerin en doğulusudur.”
George Duhamel’in “Batılı milletlerin en doğulusu” tanımı bana çok ilginç ve sevimli geldi. Bu cümleyi tersine çevirerek “Doğulu milletlerin en Batılısı” da diyebiliriz. Ya Doğu karakterli bir Batılı, ya da Batıya yaklaşmış bir Doğuluyuz.Ama galiba en doğru tanım, çıkarının Batı’da olduğunu bilen, duygularıyla ise Doğulu olan bir toplum… Çoğumuzun isteği “Doğulu milletlerin en batılısı” değil, “Batılı milletlerin en doğulusu” olmak. Bu da teyelle iliştirilmiş durumda da olsa Avrupa Birliği üyeliğinden kopmamamız anlamına geliyor.
