AVRUPA turnesinden bir döndük ki etraf toz duman.
Gerçi her gün Türkiye haberlerini izliyor ve gazeteleri okuyorduk ama konser verdiğimiz ülkelerin genel atmosferi, yaşadığımız gerginliğin tam olarak algılanmasına engel oluyordu.
Türkiye'deki kutuplaşma inanılmaz bir hızla keskinleşiyor.
Karşıt gruplardaki insanlar, birbirlerini kesmek doğramak ihtiyacı içinde.
Yüz binlerce fanatik ölme - öldürme saplantısına koşullandırılıyor.
Sorumsuz politikacıların sokağı geren konuşmaları, ülkeyi bir şiddet ortamına sürüklemekte.
İmam hatip gerginliği, bir çılgının Hürriyet gazetesini basmasına varacak bir ortam hazırlamış.
***
Belli ki bazı siyasiler, ülkeyi yakıp yıkıp kan deryasına çevirmeden iktidar koltuğunu bırakmak istemiyor.
Atatürk'ün sözüyle söylersek, "Cebren ve hile ile" iktidarlarını korumak niyetindeler.
Sivil tedirgin, asker tedirgin, halk tedirgin, kurumlar tedirgin...
Türkiye giderek bir darbe ortamına kilitleniyor.
Öylesine tehlikeli günlerden geçiyoruz ki, kazara Hürriyet'e giren saldırgan amacı doğrultusunda bir takım önemli isimlere ulaşsaydı, bugün başka şeyler konuşuyor olacaktık.
Neyse ki ölüm olmadı!
Ama bu saldırının yaralanmayla atlatılmış olması, başka saldırılarla ilgili bir güvence getirmiyor.
Benzin sokaklara yayılmış; ülkeyi cehenneme çevirmek için bir kıvılcım bekliyor.
***
Türkiye'yi uçurumun eşiğine getiren gerilimin birçok sorumlusu var.
Ama bu sorumluların başında DYP milletvekilleri geliyor.
Particilik ve kişisel hesaplar uğruna koskoca ülkeyi ateşe atmanın sorumluluğundan kurtulmaları mümkün değil.
Türkiye kan kaybediyor, kan ve şiddet günlerine doğru gidiyor: Hem de doludizgin!
***
Bonn'da görüşme olanağı bulduğum üst düzey yöneticiler, Türkiye'nin geleceğine ilişkin kaygılarını dile getirdiklerinde sırtımın ürperdiğini hissetmiştim.
Ne yazık ki haklı çıkıyorlar.
Türkiye'nin çoğunluğunu oluşturan, makul, demokrat, laik kesim bir türlü kendi arasındaki çelişkileri aşıp, bir ortak cephede buluşamıyor.
Suç, kendi programını uygulayan Refah Partisi'nde değil, onun emellerine set çekebilecek yapıyı oluşturamayan karşı kesimlerde.
Meydan boş bırakıldı.
Politikacılar, yaptıkları işin bir Ankara tavlasında karşı oyuncuyu ütmek değil, ülkeye sahip çıkmak demek olduğunu bir türlü anlayamadılar.
Devekuşu gibi başlarını soktukları Meclis koridorlarından doğrulup da nasıl bir uçuruma gittiğimizi görmemekte inat ediyorlar.
***
Şaşmaz kuraldır: Şiddet şiddet doğurur.
Ve şiddet yoluyla siyasi başarı kazanmak isteyenler, kendileri de kan gölü içinde boğulup giderler.
Yol yakınken herkes aklını başına toplamalı.
Görünen köy kılavuz istemez: Korkunç günlere doğru gidiyoruz.
